İbrahim Sırmalı


CAHİLLERİN CAHİLİYE DÖNEMİ

  Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com


بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين
Bun­dan sonra.
Allah'ın kul­la­rı kendi nef­si­me ve size olan va­si­ye­tim.
Sub­han olan Al­lah­tan gizli, aşi­kar, se­fer­de, yer­le­şik ha­yat­ta, se­vinç­te, hü­zün­de, yal­nız­lık­ta ve aşi­kar ol­du­ğu­nuz­da sa­kın­ma­nız­dır.
Çünkü Allah ken­di­sin­den sa­kı­nan­la­rı sever.
Ey İnsan­lar!
Cahil top­lum­lar eski za­man­lar­da put­la­rın pis­lik­le­ri, put­pe­rest­lik, şarap, kumar, hey­kel ve fal ok­la­rı ile im­ti­han edil­miş­ler­dir.
Şirk ve de­la­le­te dü­şür­me er­kek­ler ve ha­nım­lar­dan kay­nak­la­nır­dı.
Ce­ha­let ve ca­hil­ce övün­me ara­la­rın­da hac mak­sat­la­rı Ukkaz pa­na­yı­rın­da­ki top­lan­tı­lar­da yo­ğun­la­şa­cak kadar olur­du. 
Top­lu­mun her ta­ra­fın­dan in­san­lar bu pa­za­rı is­ter­ler­di.
Bu­ra­da pa­na­yır ku­ru­lur­du.
Zil-Ka­den ayı­nın ya­rı­la­rı­nın ya­kı­nın­da olur­du.
Ondan sonra onun ar­dın­dan yer ola­rak Mekke ye ge­lir­ler­di.
Buna da Mecne pa­na­yı­rı der­ler­di. 
Bu­ra­da ayın so­nu­na kadar pa­na­yır devam eder­di.
Sonra daha yakın bir yere ge­lir­ler­di.
Ona da El-Me­caz pa­na­yı­rı de­nir­di. 
Orada pa­na­yır ter­vi­ye (Zil­hic­ce­nin 8.günü) gü­nü­ne kadar devam eder­di. Sonra Mina ya çı­kı­yor­lar­dı.
Bu pa­na­yır­lar­da arap ka­bi­le­le­ri ve ida­re­ci­le­ri­nin he­yet­le­ri he­di­ye­ler­le ve kur­ban­lar­la put­la­rı­nın ya­nı­na top­la­nı­yor­lar­dı. 
Bu­ra­da şiir söy­lü­yor­lar­dı.
Yap­tık­la­rı soy­gun ve yağma öl­dür­dük­le­ri suç­suz gü­nah­sız ku­sur­suz in­san­la­ra gurur du­yu­yor­lar­dı.
Kız ço­cuk­la­rı­nın ha­yat­la­rı­nın baş­lan­gı­cın­da yeni doğan kız ço­cuk­la­rı­nı diri diri öl­dür­mek için baskı uy­gu­lu­yor­lar­dı. 
Yap­tık­la­rı­nı asa­let­ten sa­yı­yor­lar­dı.
Bu alçak aşa­ğı­lık ha­ra­mı ra­hat­lık­la ya­pı­yor­lar­dı.
Allah'ın kul­la­rı!
Hac za­ma­nın­da ca­hi­li­ye vak­fe­le­ri re­za­let vak­fe­le­riy­di.
Onlar ancak zıt­lar­dan, tu­tar­sız ve de­ği­şik un­sur­lar­dan olu­şan uyum sağ­la­mış vak­fe­ler­di.
Tek­rar edi­len vak­fe­ler­de bu açık ola­rak gö­zü­kü­yor­du.
Hac­da­ki tel­bi­ye­le­ri (leb­beyk de­me­le­ri) on­lar­dan ba­zı­la­rı­dır.
O tel­bi­ye­de şu şirk ke­li­me­si­ni ilave edip ka­rış­tı­rı­yor­lar­dı.
Şöyle di­yor­lar­dı:
(لبيك اللهم لبيك لبيك لا شريك لك لبيك الا شريكا هو لك تملكه وما ملك)
''Em­ri­ne ama­de­yim ey Allah'ım. 
Em­ri­ne ama­de­yim. Em­ri­ne ama­de­yim.
Senin or­ta­ğın yok­tur.
Em­ri­ne ama­de­yim.
Ancak or­ta­ğın var­dır.
O ortak sana ait­tir.
Ona malik olur­sun.
Onun malik ol­duk­la­rı­na da malik olur­sun.''
Ak ka­bi­le­si bir iş için çık­tı­ğı zaman ön ta­ra­fı­na kö­le­le­rin­den iki siyah köle alır­dı.
İkisi ka­fi­le­nin ön ta­ra­fın­da şöyle der­ler­di:
Biz­ler Ak ka­bi­le­si­nin iki kuz­gun­la­rı­yız.
Ak ka­bi­le­si on­lar­dan sonra şöyle der.
''Ak ka­bi­le­si sana sı­kın­tı ve­re­cek­tir.
Kö­le­le­rin Ye­men­li­ler.
İkinci hac yap­mak için.
''Bu on­la­rın tel­bi­ye­le­ri idi.
Ku­reyş ka­bi­le­si ve kureş ka­bi­le­si­ne boyun eğen ka­bi­le Müz­de­li­fe­de vakfe ya­pı­yor­lar­dı (du­ru­yor­lar­dı.) Diğer arap ka­bi­le­le­ri Ara­fat­ta vakfe ya­pı­yor­lar­dı (du­ru­yor­lar­dı.) Şu ayet nazil olana kadar bu olay devam etti:
ثُمَّ اَفٖيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
Ba­ka­ra su­re­si 2.199 - Sonra in­san­la­rın akın et­ti­ği yer­den siz de akın edin ve Allah'tan ba­ğış­lan­ma di­le­yin.
Şüp­he­siz Allah çok ba­ğış­la­yan­dır, çok mer­ha­met eden­dir.
Ey Allah'ın kul­la­rı İbni Ab­ba­sın r.a. şu sözü ile an­lat­tık­la­rı Hacda ca­hi­li­ye dö­ne­mi gö­rü­nüm­le­rin­den­di.
''Ca­hi­li­ye halkı hac mev­si­min­de vakfe ya­pı­yor­lar­dı.
On­lar­dan bir adam şöyle di­yor­du: 
Babam yemek ye­di­ri­yor­du.
Sedye ta­şı­yor­du.
Diyet ta­şı­yor­du.
On­lar­dan ba­ba­la­rın­dan başka iş yapan başka adam yoktu.
Şu ayet-i ke­ri­me nazil oldu.
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
Ba­ka­ra su­re­si 2.200 - Hac iba­de­ti­ni­zi bi­tir­di­ği­niz­de, artık (ca­hi­li­ye dö­ne­min­de) ata­la­rı­nı­zı an­dı­ğı­nız gibi, hatta ondan da kuv­vet­li bir anış­la Allah'ı anın.
İnsan­lar­dan, "Ey Rab­bi­miz!
Bize (ve­re­ce­ği­ni) bu dün­ya­da ver" di­yen­ler var­dır.
Bun­la­rın ahi­ret­te bir na­si­bi yok­tur.
Ca­hi­li­ye dö­ne­mi ca­hil­le­ri or­ta­mın­da Rahim olan, kadir olan ve Halim olan Rab kul­la­rı­na son temiz nefis sa­hi­bi Ne­bi­si ile kıs­me­ti­ni bol ve­ri­yor­du.
Ne­bi­nin üze­ri­ne sa­la­tın en fa­zi­let­li­si ve se­la­mın en temiz olanı olsun.
Oku­nan ki­ta­bın ayet­le­ri in­di­ril­di. 
Resul da­ve­ti­ni teb­liğ ey­le­di.
Sağır olan yük­sek sesi işit­ti.
Kör olan ayet­le­ri gördü.
Müj­de­ci, uya­rı­cı ve par­la­yan kan­dil geldi.
Put­pe­rest­lik kö­kün­den ka­zın­dı. 
Kökü yok oldu.
Ha­yal­le­ri saçma gö­rül­dük­ten ve ilah­la­rı kısa sure içe­ri­sin­de ku­sur­lu ol­duk­tan sonra.
O ki kendi iç­le­rin­den ümmi olan­la­ra Resul ola­rak gön­de­ril­di.
On­la­ra ayet­le­ri­ni oku­yor­du.
Ve on­la­rı te­mi­ze çı­ka­rı­yor­du.
Ayeti ke­ri­me:
هُوَ الَّذٖى بَعَثَ فِى الْاُمِّيّٖنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
Cuma su­re­si 62. 2 - O, üm­mî­le­re, iç­le­rin­den, ken­di­le­ri­ne âyet­le­ri­ni oku­yan, on­la­rı te­miz­le­yen, on­la­ra ki­ta­bı ve hik­me­ti öğ­re­ten bir pey­gam­ber gön­de­ren­dir.
Hâl­bu­ki onlar, bun­dan önce apa­çık bir sa­pık­lık için­de idi­ler.
Allah Mekke'nin fet­hi­ni Re­su­lü­ne uğur­lu ey­le­di.
Orada bu­lu­nan put­la­rı par­ça­la­ma­sı­dır.
Sonra Eba Bekri do­ku­zun­cu se­ne­si in­san­la­rı yük­sek sesle ba­ğır­mak üzere hacca gön­de­rip müş­rik se­ne­sin­den sonra hac ya­pıl­ma­ya­ca­ğı ve çıp­lak ola­rak Bey­tul­lah tavaf edil­me­ye­ce­ği sonra Nebi s.a.s. onun­cu se­ne­si Müs­lü­man­la­rın ka­fi­le­le­ri­nin ta­ma­mı­nı mu­kad­des Me­şa­ir mey­da­nın­da da­ve­ti­ni ta­mam­la­mak için ge­le­ce­ği­ni haber verdi.
Nebi on­la­ra şöyle di­yor­du:
''Hac me­na­si­ki­ni ben­den alın. 
Umu­lur ki bu se­ne­den sonra sizin ile bir daha kar­şı­laş­ma­yız.
''Ara­fat mey­da­nın­da Allah'ın di­ni­ni orada ta­mam­la­dı­ğı o günde orada şu ayet nazil oldu:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزٖيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطٖيحَةُ وَمَا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِ ذٰلِكُمْ فِسْقٌ اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ دٖينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فٖى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
Maide su­re­si 5.3 - Ölmüş hay­van, kan, domuz eti, Allah'tan baş­ka­sı adına bo­ğaz­la­nan, (henüz canı çık­ma­mış iken) kes­tik­le­ri­niz hariç; bo­ğul­muş, darbe so­nu­cu ölmüş, yük­sek­ten dü­şe­rek ölmüş, boy­nuz­la­na­rak ölmüş ve yır­tı­cı hay­van ta­ra­fın­dan par­ça­lan­mış hay­van­lar ile di­ki­li taş­lar üze­rin­de bo­ğaz­la­nan hay­van­lar, bir de fal ok­la­rıy­la kıs­met ara­ma­nız size haram kı­lın­dı. 
İşte bütün bun­lar fısk (Allah'a ita­at­ten kop­mak)tır.
Bugün kâ­fir­ler di­ni­niz­den (onu yok et­mek­ten) ümit­le­ri­ni kes­ti­ler.
Artık on­lar­dan kork­ma­yın, ben­den kor­kun.
Bugün sizin için di­ni­ni­zi ke­ma­le er­dir­dim.
Size ni­me­ti­mi ta­mam­la­dım ve sizin için din ola­rak İslâm'ı seç­tim.
Kim şid­det­li açlık du­ru­mun­da zorda kalır, gü­na­ha mey­let­mek­si­zin (haram et­ler­den) yerse, şüp­he­siz ki Allah çok ba­ğış­la­yı­cı­dır, çok mer­ha­met edi­ci­dir.
Allah'ın kul­la­rı! Arafa gü­nün­de Sev­gi­li (Re­su­lul­lah) bu top­lan­tı­nın büyük ol­du­ğu­nu, bu kalp­le­rin saf ve ür­pe­ren ol­du­ğu­nu ve büyük fır­sat ol­du­ğu­nu gö­rü­yor­du. 
Orada büyük ka­ide­ler­den söy­le­ne­cek­ler an­la­şı­la­cak­tı.
Muh­te­me­len onu va­si­yet ve şef­kat­li ve­da­laş­ma saydı.
Bi­ne­ği­nin üze­rin­de du­ru­yor­du. 
İnsan­la­ra meş­hur hut­be­si­ni söy­le­di.
Bu hutbe Ebi Davut'un sü­ne­nin­de, İbni Mace ve diğer ki­tap­lar­da ri­va­yet edil­miş­tir.
O ki­tap­ta şöyle bu­yur­muş­tu:
(الا ان كل شيئ من امر الجاهلية تحت قدمى موضوع ودماء الجاهلية موضوعة وان اول دم اضع من دمانا دم ابن ربيعة ابن الحارث بن عبد المطلب كان مسترضعا فى بنى سعد فقتلته هذيل ورما الجاهلية موضوع كله واول ربا اضع ربانا ربا العباس بن عبد المطلب فانه موضوع كله)
''Dik­kat edi­niz, ca­hi­li­ye­den kalma bütün adet­ler kal­dı­rıl­mış­tır, aya­ğı­mın al­tın­da­dır.
Ca­hi­li­ye dev­rin­de gü­dü­len kan da­va­la­rı da ta­ma­men kal­dı­rıl­mış­tır.
Kal­dır­dı­ğım ilk kan da­va­sı Abdul Mut­ta­lip'in to­ru­nu İlyas bin Rabia'nın kan da­va­sı­dır.
Beni Sa'da süt em­miş­ti.
Onu Hü­ze­yil öl­dür­dü.
Ca­hi­li­ye dö­ne­mi­nin fa­izi­nin ta­ma­mı kal­dı­rıl­mış­tır.
Kal­dır­dı­ğım ilk faiz Ab­dul­mut­ta­lib'in fa­izi­dir.
Fa­izin ta­ma­mı kal­dı­rıl­mış­tır.''
Ha­di­si şerif.
Bu ke­li­me­ler pey­gam­ber­lik kan­di­lin­den gön­de­ril­miş­tir.
Hz. Mus­ta­fa'nın ca­hi­li­ye hal­kı­nın mu­ha­le­fe­ti­ne karşı ka­rar­lı­lı­ğı­nı onay­la­mak için­dir.
Bu­nun­la ca­hi­li­ye dö­ne­mi­nin isim­len­dir­dik­le­ri açık­lan­mış olu­yor.
Yanı ilk önce iş islam olur.
İslam ve ca­hi­li­ye uyuş­ma­yan iki zıt iştir.
Ke­sin­lik­le bir şa­hıs­ta bir­leş­mez
­ler. 
Ca­hi­li­ye ke­li­me­si Ne­bi­nin sö­zün­den ahenk­siz ol­ma­dı.
Hayır.
Asla.
Ancak o vur­gu­lan­mış bir ke­li­me­dir.
O Allah'ın ki­ta­bın­da ve Re­su­lü­nün sün­ne­tin­de tek­rar edi­lir.
Al­la­hu Teala şöyle bu­yur­du:
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Maide su­re­si 5.50 - Onlar hâlâ ca­hi­li­ye dev­ri­nin hük­mü­nü mü is­ti­yor­lar? 
Kesin ola­rak ina­na­cak bir top­lum için, kimin hükmü Allah'ın­kin­den daha gü­zel­dir?
Allah a.c. şöyle bu­yu­rur:
ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَیْءٍ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ يُخْفُونَ فٖى اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَیْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَا قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فٖى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذٖينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِىَ اللّٰهُ مَا فٖى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فٖى قُلُوبِكُمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Al-i İmran su­re­si 3.154 - Sonra o ke­de­rin ar­dın­dan (Allah) üze­ri­ni­ze içi­niz­den bir kıs­mı­nı örtüp bü­rü­yen bir güven, bir uyku in­dir­di.
Bir kıs­mı­nız da kendi can­la­rı­nın kay­gı­sı­na düş­müş­tü.
Allah'a karşı ca­hi­li­ye zannı gibi ger­çek dışı zanda bu­lu­nu­yor­lar;
"Bu işte bizim hiç­bir dah­li­miz yok" di­yor­lar­dı.
De ki: "Bütün iş, Allah'ındır." Onlar sana açık­la­ya­ma­dık­la­rı­nı iç­le­rin­de sak­lı­yor­lar ve di­yor­lar ki: "Bu ko­nu­da bizim eli­miz­de bir şey ol­say­dı, bu­ra­da öl­dü­rül­mez­dik." De ki: "Ev­le­ri­niz­de dahi ol­say­dı­nız, üzer­le­ri­ne öl­dü­rül­me­si ya­zıl­mış bu­lu­nan­lar mut­la­ka ya­ta­cak­la­rı (öl­dü­rü­le­cek­le­ri) yer­le­re çıkıp gi­de­cek­ler­di.
Allah, bunu gö­ğüs­le­ri­niz­de­ki­ni de­ne­mek, kalp­le­ri­niz­de­ki­ni arın­dır­mak için yaptı. Allah, gö­ğüs­le­rin özünü (kalp­ler­de olanı) bilir."
Al­la­hu Teala şöyle bu­yu­ru­yor: Ön­ce­ki ca­hi­li­ye dö­ne­mi ka­dın­la­rı­nın açı­lıp sa­çıl­dı­ğı gibi siz de açı­lıp sa­çıl­ma­yın.
وَقَرْنَ فٖى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيرًا
Ahzap su­re­si 33.33 - Ev­le­ri­niz­de otu­run.
Ön­ce­ki ca­hi­li­ye dö­ne­mi ka­dın­la­rı­nın açı­lıp sa­çıl­dı­ğı gibi siz de açı­lıp sa­çıl­ma­yın.
Na­ma­zı kılın, ze­kâ­tı verin.
Allah'a ve Re­sû­lü­ne itaat edin.
Ey Pey­gam­be­rin ev halkı!
Allah, siz­den ancak günah ki­ri­ni gi­der­mek ve sizi ter­te­miz yap­mak is­ti­yor.
Ve yine şöyle bu­yu­ru­yor:
اِذْ جَعَلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا فٖى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلٰى رَسُولِهٖ وَعَلَى الْمُؤْمِنٖينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَا وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمًا
Fetih su­re­si 48.26 - Hani inkâr eden­ler kalp­le­ri­ne ta­as­su­bu, ca­hi­li­ye ta­as­su­bu­nu yer­leş­tir­miş­ler­di.
Allah ise, Pey­gam­be­ri­ne ve ina­nan­la­ra huzur ve gü­ve­ni­ni in­dir­miş ve on­la­rın takva (Allah'a karşı gel­mek­ten sa­kın­ma) sö­zü­nü tut­ma­la­rı­nı sağ­la­mış­tı.
Zaten onlar buna lâyık ve ehil idi­ler. Allah, her şeyi hak­kıy­la bil­mek­te­dir.
İmam Bu­ha­ri Sa­hi­hi Bu­ha­ri ki­ta­bın­da bir bab (bölüm) açtı.
O bö­lü­me ''Ca­hi­li­ye İşle­rin­den İsyan­lar'' is­mi­ni verdi.
O Bö­lüm­de Nebi Efen­di­mi­zin Ebi Zer'ın bir adamı anası ile ayıp­la­dı­ğı ''Sende ca­hi­li­ye işi var'' sö­zü­nü zik­ret­ti.
El-Ha­fiz ibn-i Hacer şöyle dedi'' Her günah bir va­ci­bin terk edil­me­si veya haram bir işin ya­pıl­ma­sı ile dik­ka­te alı­nır. 
Bu da ca­hi­li­ye ah­la­kın­dan­dır.
İbn-i Mes'uttan ri­va­yet edil­di. Bu­yur­du: Bir adam ey Allah'ın Re­su­lü.
Biz ca­hi­li­ye dö­ne­min­de yap­tık­la­rı­mız­dan he­sa­ba çe­ki­lecek miyiz? Re­su­lul­lah cevap verdi.
''Kim islam'da güzel bir iş ya­par­sa ca­hi­li­ye dö­ne­min­de yap­tı­ğın­dan he­sa­ba çe­kil­mez.
Kim İslam'da kötü bir iş ya­par­sa ön­ce­ki ca­hi­li­ye dö­ne­min­de yap­tı­ğın­dan ve İslam'da yap­tı­ğın­dan he­sa­ba çe­ki­lir.'' Bunu İmam Bu­ha­rı ve Müs­lim ri­va­yet etti. 
Sabit bin Ed-Deh­hak şöyle de­miş­ti: Bir adam Bev­va­ne denen yerde deve ke­se­ce­ği­ne adak ada­mış­tı.
Nebi s.a.s. sordu: Orada ca­hi­li­ye put­la­rın­dan ken­di­si­ne iba­det edi­len bir put var mı? Cevap ver­di­ler: Yok­tur.
Re­su­lul­lah yine sordu: Orada ca­hi­li­ye bay­ra­mın­dan bir bay­ram var mı? 
Cevap ver­di­ler: Yok­tur.
Re­su­lul­lah şöyle bu­yur­du: Ya­zık­lar olsun senin ada­ğı­na…
Hadis Ebu Davut bunu ri­va­yet etti.
Ey Allah'ın kul­la­rı bu ha­di­si şe­rif­ten ve buna ben­zer ha­di­si şe­rif­ler­den ca­hi­li­ye iş­le­rin­den şid­det­le ka­çın­mak­tır.
Veya ca­hi­li­ye eh­li­ne hangi ren­gi­ne olur­sa olsun ben­ze­mek­ten ka­çın­mak­tır. 
Nasıl ka­çın­ma­ya­lım?
Re­su­lul­lah bu­yur­du: Dik­kat edin ca­hi­li­ye iş­le­rin­den her biri aya­ğı­mın al­tın­da­dır.
Kal­dı­rıl­mış­tır.''
Şayet çir­kin ol­ma­say­dı Nebi a.s. ca­hi­li­ye adet­le­ri aya­ğı­mın al­tın­da­dır hük­mü­nü verir miydi?
Bu kü­çüm­se­ne­bi­lir mi? Bu ye­ter­li­dir.
Ki­tap­la­ra ina­nan­lar­dan ve ümmi olan­lar­dan Müs­lü­ma­nın ih­ti­yaç duy­ma­dı­ğı devre dışı bı­ra­kıp o al­çak­lık­la­rı ger­çek­leş­me­si­ni nef­si­ne önem­se­me­ye­ce­ği şey­ler­den ca­hi­li­ye hal­kı­nın dav­ra­nış­la­rı­na mu­ha­le­fe­ti Re­su­lul­lah vur­gu­la­dı.
Teh­li­ke­si­nin şid­de­tin­den Nef­si­ni kur­tar­sa da teh­li­ke ola­rak onu vur­gu­la­dı. 
Bu Re­su­lul­la­hın ge­tir­dik­le­ri­ne kal­ben ima­nın ol­ma­yı­şın­dan­dır.
Bun­lar­dan yanı ca­hi­li­ye eh­li­nin güzel gör­dü­ğü yan­lış­la­rı güzel gör­mek­ten sizi men ede­rim.
O yan­lış­lar­la ka­yıp­lar ve yok­luk­lar tamam olu­yor­du.
Al­la­hu Teala şöyle bu­yur­du:
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنٖى وَبَيْنَكُمْ شَهٖيدًا يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِ اُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
An­ke­but su­re­si 29.52 - De ki: "Be­nim­le sizin ara­nız­da şahit ola­rak Allah yeter.
O, gök­ler­de ve yerde olan­la­rı bilir. 
Ba­tı­la ina­nıp Allah'ı inkâr eden­ler var ya; işte onlar asıl zi­ya­na uğ­ra­yan­lar­dır."
اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُ اَسْلَمَ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Al-i İmran su­re­si 3.83 - Gök­ler­de­ki ve yer­de­ki her­kes ister is­te­mez O'na boyun eğ­miş­ken ve O'na dön­dü­rü­lüp gö­tü­rü­le­cek­ken onlar Allah'ın di­nin­den baş­ka­sı­nı mı arı­yor­lar?
Allah'ın kul­la­rı!
İlim ehli ca­hi­li­ye me­se­le­le­ri­nin (so­run­la­rı­nı) tüm bo­zuk­luk­la­rı­nı ki­tap­la­rı­na ve sa­tır­la­rı­na ka­lem­le­ri ve li­san­la­rı ile yaz­mış­tır.
Hatta ba­zı­la­rı bu me­se­le­le­ri (so­run­la­rı) 130 me­se­le­ye (so­run­la­rı) kadar ulaş­tır­mış­tır.
Veya bu so­run­lar 300 sorun veya biraz daha fazla ola­bi­lir.
Ca­hi­li­ye eh­li­nin üze­rin­de bu­lun­du­ğu dav­ra­nış­la­rın en büyük ben­ze­me­ler ve en çok yap­tık­la­rı den­ge­siz­lik­ler in­san­la­rın di­ni­ne ve dün­ya­la­rı­na üç adet işte idi.
Bi­rin­ci­si: İnsan­lar­dan çoğu salıh olan ki­şi­le­ri dua eder­ken ve iba­det eder­ken Al­la­ha ortak ko­şu­yor­lar­dı.
O salih ki­şi­le­rin Allah in­din­de o anda onlar ken­di­le­ri­ne fay­da­la­rı ve za­rar­la­rı ol­mu­yor belki Allah'ın af­fı­na ve rah­me­ti­ne ih­ti­yaç du­yu­yor dua et­tik­le­ri ken­di­le­ri­ne şe­fa­at ede­cek­le­ri­ni is­ti­yor­lar­dı.
Bu ko­nu­da Al­lah-u Teâlâ şöyle bu­yur­du:
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَسٖيلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
İsra su­re­si 17.57 - On­la­rın yal­var­dık­la­rı bu var­lık­lar, "han­gi­miz daha yakın ola­ca­ğız" diye Rab­le­ri­ne ve­si­le arar­lar. 
O'nun rah­me­ti­ni umar­lar, aza­bın­dan kor­kar­lar.
Çünkü Rab­bi­nin azabı ger­çek­ten kor­kunç­tur.
Ey Allah'ın kul­la­rı! İşte bun­lar en büyük so­run­lar­dır.
O so­run­lar­da ca­hi­li­ye eh­li­nin Re­su­le sav mu­ha­le­fe­ti var­dır.
Bu so­run­da Resul ile onlar ara­sın­da ebedi düş­man­lık ve nef­ret ta ki onlar iman edin­ce­ye kadar baş­la­dı.
Bu­ra­da in­san­lar müs­lü­man ve kâfir ola­rak ay­rıl­dı.
Bu büyük da­va­dan do­la­yı Allah yo­lun­da cihat ka­nun­laş­tı­rıl­dı. 
Ve on­lar­la sa­vaş­tı.
وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّٖينُ لِلّٰهِ فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِمٖينَ
Ba­ka­ra su­re­si 2.193 - Hiç­bir zulüm ve baskı kal­ma­yın­ca­ya ve din yal­nız Allah'ın olun­ca­ya kadar on­lar­la sa­va­şın. Onlar sa­vaş­ma­ya son ve­recek olur­lar­sa, artık düş­man­lık yal­nız za­lim­le­re kar­şı­dır.
Üç işten ikin­ci­si şudur.
Ca­hi­li­ye ehli din­le­rin­de ve dün­ya­la­rın­da ayrı ayrı gö­rüş­te idi­ler.
Onlar bu ko­nu­da fır­ka­la­ra ve hi­zip­le­re ay­rıl­mış idi­ler.
Her gurup için­de bu­lun­du­ğu gö­rü­şe göre se­vinç­li idi­ler.
Her bir gurup kendi gö­rü­şü­nün di­ğer­le­ri­ne göre haklı ol­du­ğu gö­rü­şün­de idi­ler.
Hayrı gös­te­ren, şerri can­lan­dı­ran­dı.
Ta ki kişi ancak kendi nef­si­ni tanır. 
Se­vin­ce ve üzün­tü­ye dik­kat et­mez­di.
Ancak ona ha­yır­lı olan ve kötü olan do­kun­du­ğu zaman dik­kat eder­di.
Şef­kat öl­müş­tü.
Nihai iliş­ki­ler­de­ki ih­ti­mam azal­mış­tı.
İslami kar­deş­li­ğin be­ra­ber­lik şuuru buydu.
İslam geldi.
Din kar­deş­li­ği­ne davet etti.
Re­su­lul­lah sav Rab­bi­nin şu aye­ti­ni okudu.
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اَللّٰهُ يَجْتَبٖى اِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدٖى اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ
Şura su­re­si 42.13 - "Dini dos­doğ­ru tutun ve onda ay­rı­lı­ğa düş­me­yin!" diye Nûh'a em­ret­ti­ği­ni, sana vah­yet­ti­ği­ni, İbrâ­him'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya em­ret­ti­ği­ni size de din kıldı.
Fakat senin ken­di­le­ri­ni ça­ğır­dı­ğın şey (İslâm dini), Allah'a ortak ko­şan­la­ra ağır geldi.
Allah, ona di­le­di­ği­ni seçer.
İçten­lik­le ken­di­ne yö­ne­len­le­ri de ona ulaş­tı­rır.
Ha­lı­kı­nın şu aye­ti­ni okudu.
اِنَّ الَّذٖينَ فَرَّقُوا دٖينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فٖى شَیْءٍ اِنَّمَا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Enam su­re­si 6.159 - Şu din­le­ri­ni parça parça eden­ler ve ken­di­le­ri de grup grup ay­rıl­mış olan­lar var ya, (senin) on­lar­la hiç­bir ili­şi­ğin yok­tur.
On­la­rın işi ancak Allah'a kal­mış­tır. 
Sonra (O), yap­mak­ta ol­duk­la­rı­nı ken­di­le­ri­ne haber ve­re­cek­tir.
Mus­ta­fa sav. Şu meş­hur ha­di­si şe­ri­fi­ni ilan edi­yor­du.
(مثل المؤمنين فى توادهم وتراحمهم كمثل الجسد الواحد اذ اشتكى منه عضو تداعى له سائر الجسد بالحمى والسهر)
''Mü'min­le­rin bir­bi­ri­ni sev­mek­te, bir­bir­le­ri­ne aci­mak­ta ve bir­bir­le­ri­ni ko­ru­mak­ta bir vü­cu­da ben­zer­ler.
Vü­cu­dun bir uzvu hasta ol­du­ğu zaman, diğer uzuv­lar da bu se­bep­le uy­ku­suz­lu­ğa ve ateş­li has­ta­lı­ğa tu­tu­lur­lar.'' Bunu İmam-i Müs­lim ri­va­yet etti.
Bu ha­di­si şerif din kar­deş­li­ği­ni kuv­vet­len­di­rir.
Ki bu hadis Islah edici Mü'min­le­rin kar­şı­lık­lı yar­dım­laş­ma­sı­nı farz kılar.
Körü kö­rü­ne, ca­hi­li­ye dö­ne­mi ca­hil­li­ğin­de övü­nüp bö­bür­len­me­de yar­dım­laş­ma yok­tur.
Bö­bür­len­mek; hakkı ye­ri­ne ge­tir­mek, batıl olanı yok etmek, hak­sız­lı­ğa uğ­ra­ya­nın hak­kı­nı öde­mek, sa­pık­lı­ğa dü­şe­ni yola ge­tir­mek ve küs­tah olan­la­rın küs­tah­lı­ğın­dan alı­koy­mak için ya­pı­lır.
Bun­la­rın ta­ma­mı Hz. Mus­ta­fa sav. Şu ha­di­si­nin mey­ve­si­dir:
(انصر اخاك ظالما او مظلوما)
''Zalim de olsa maz­lum da olsa kar­de­şi­ne yâr­dim eyle.'' Bunu İmam Bu­ha­rı ri­va­yet etti.
Al­la­hu Sub­ha­ne­hu Teala in­san­la­rın nesep ve cins­le­ri­ni anne ve ba­ba­la­rı­na da­yan­dır­ma­la­rı­na cevap verdi.
On­la­rın ta­ma­mı şekil ola­rak ay­nı­dır. Ba­ba­la­rı Âdem a.s. an­ne­le­ri Havva'dır. İnsan­la­rın asıl­la­rın­dan nesep ola­rak bö­bür­le­ne­cek­le­ri övünç kay­na­ğı ol­say­dı o da çamur ve sudur.
Allah c.c. ak­ra­ba­lı­ğı bir­bi­ri­nin bu­luş­ma nok­ta­sı, bu­ra­da ta­nık­lı­ğı bu­ra­da bu­luş­ma­sı bağ­la­rı ola­cak şe­kil­de bunun ile ya­rat­tı. Şöyle bu­yur­du:
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰیكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ
Hu­cu­rat su­re­si 49.13 - Ey in­san­lar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir di­şi­den ya­rat­tık ve bir­bi­ri­ni­zi ta­nı­ma­nız için sizi boy­la­ra ve ka­bi­le­le­re ayır­dık. Allah ka­tın­da en de­ğer­li ola­nı­nız, O'na karşı gel­mek­ten en çok sa­kı­na­nı­nız­dır. Şüp­he­siz Allah hak­kıy­la bi­len­dir, hak­kıy­la ha­ber­dar olan­dır.
Bu kar­şı­lık­lı ta­nış­ma­dır. Üs­tün­lük için de­ğil­dir. Yar­dım­laş­mak için­dir. İhti­laf için de­ğil­dir. Şeref ve yük­sel­mek ancak o din kuv­ve­tin­de­dir. Be­şe­ri fark­lı­lık­la­rı gi­der­me­de kulun kal­bin­de tak­va­nın yer­leş­ti­ri­le­sin­de­dir. Re­su­lul­lah Ku­rey­şin en şe­ref­li­le­rin­den­dir. İnsan­lar­la be­ra­ber durur. Top­lu­mu­na şunu bu­yu­rur:
ثُمَّ اَفٖيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
Ba­ka­ra su­re­si 2.199 - Sonra in­san­la­rın akın et­ti­ği yer­den siz de akın edin ve Allah'tan ba­ğış­lan­ma di­le­yin. Şüp­he­siz Allah çok ba­ğış­la­yan­dır, çok mer­ha­met eden­dir.
Müs­lü­man­lar ara­sın­da eşit­li­ği ger­çek­leş­tir­mek için­dir.
Ku­reyş eş­ra­fın­dan kişi kı­zı­nı veya kız kar­de­şi­ni ku­reyş­ten ol­ma­yan başka in­san­lar­la ev­len­dir­mek­ten ka­çı­nır­dı.
Re­su­lul­lah geldi Ese­di­li Cah­şın kı­zı­nı yanı ha­la­sı­nın kı­zı­nı Zey­ne­bi kö­le­si Zeyit bin Ha­ri­se ile ev­len­dir­di.
As­ha­bın­dan bir adama şöyle bu­yu­ru­yor­du:
(يا بنى بياضة أنكحوا ابا هند وانكحوا اليه)
''Ey Be­ya­za oğul­la­rı, Ebu Hind'i (kız­la­rı­nız­la) ev­len­di­ri­niz. Onun (kız­la­rıy)la da ev­le­ni­niz.'' O ha­ca­mat­çı idi. Bu ha­di­si Ebu Davut ve El-Ha­kim ri­va­yet etti.
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Hu­cu­rat su­re­si 49.10 - Mü'min­ler ancak kar­deş­tir­ler.
Öy­ley­se kar­deş­le­ri­ni­zin ara­sı­nı dü­zel­tin.
Allah'a karşı gel­mek­ten sa­kı­nın ki size mer­ha­met edil­sin.
İKİNCİ HUTBE
Hamt; em­ret­ti­ği gibi çokça hamt Al­la­ha ait­tir.
Ben Al­lah­tan başka ilah ol­ma­dı­ğı­na tek ol­du­ğu­na or­ta­ğı ol­ma­dı­ğı­na zor­la­ma ile inkar eden ve kafir olur.
Ve Hz. Mu­ham­med'in Allah'ın kulu ol­du­ğu­na ve be­şe­rin efen­di­si Allah'ın re­su­lü ol­du­ğu­na şa­hi­dim.
Mah­şer­de şe­fa­at edici ol­du­ğu­na çokça şe­fa­at edici ol­du­ğu­na şa­hi­dim.
Al­la­hın salat ve se­la­mı onun üze­ri­ne, ehl-i bey­ti­nin üze­ri­ne ve par­lak efen­di ar­ka­daş­la­rı­nın üze­ri­ne olsun.
Bun­dan sonra.
Allah'ın kul­la­rı! Al­lah­tan sa­kı­nın. Ca­hi­li­ye iş­le­rin­den üçün­cü işi bi­li­niz.
O da ca­hi­li­ye adet­le­ri­dir.
Zan­la­rı­na göre gö­rün­me­le­ri­dir.
Yö­ne­ti­ci­le­ri­ne mu­ha­lif olup onu de­vir­me­le­ri­dir.
Yö­ne­ti­ci­le­ri­ni fa­zi­let­li ve yük­sek görüp ona boyun eğ­me­me­le­ri­dir. Sö­zü­nü işi­tip ona itaat edip boyun eğ­mi­yor­lar­dı. 
Bunu hakir ol­mak­tan, al­çak­lık­tan, mert­li­ğin­de­ki ve bil­gi­de­ki ek­sik­li­ğin­den ya­pı­yor­lar­dı.
Hz. Mus­ta­fa sav bun­la­ra mu­ha­le­fet etti.
Bu ko­nu­da­ki mu­ha­le­fe­ti­ni şer'i yö­ne­ti­ci­le­re şer'i itaat ya­pıl­ma­sı is­te­nen şey­ler­de ve zorla yap­tı­rı­lan şey­le­ri işi­tip itaat edil­me­si ge­rek­ti­ği­ni te'kit ede­rek is­te­di.
Va­li­le­rin ada­let­siz­lik­le­ri­ne sabır edil­me­si­ni em­ret­ti.
Na­si­hat ve ir­şa­da devam edip On­la­rın aley­hi­ne baş­kal­dı­rıl­ma­ma­sı­nı em­ret­ti.
Bu ko­nu­da sert­lik gös­te­rip tek­ra­ren or­ta­ya çı­kar­dı.
Babam anam yo­lu­na feda olsun. Allah'ın salat ve se­la­mı üze­ri­ne olsun.
O şöyle bu­yur­du:
(من كره من اميره شيئا فليصبر فانه من خرج من السلطان شبرا مات ميتة جاهلية)
''Bir kimse emi­rin­den hoş­lan­ma­dı­ğı bir şey gö­rür­se sab­ret­sin. Kim Sul­ta­na bir karış ay­rı­lır da ölür­se, bu bir ca­hi­li­yet ölü­mü­dür.'' Bu ha­di­si İmam Bu­ha­ri ve İmam Müs­lim ri­va­yet etti.
An­la­tı­lan bu üç adet iş­le­ri Nebi sav şu ha­di­si şe­ri­fin­de top­la­yıp bu­yur­du:
(ان الله يرضى لكم ثلاثا الا تعبدوا الا الله ولا تشركوا به شيئا وان تعتصموا بحبل الله جميعا ولا تفرقوا وان تناصحوا من ولاه الله امركم)
''Hiç şüp­he­siz Allah, sizin üç şeyi yap­ma­nız­dan hoş­nut olur. Hiç­bir şeyi ortak koş­mak­sı­zın yal­nız­ca ken­di­si­ne kul­luk et­me­niz, Top­lu­ca Allah'ın ipine sım­sı­kı sa­rıl­ma­nız, Tef­ri­ka­ya düş­me­me­niz. Allah'ın, yö­ne­ti­mi­ni­zi uh­de­si­ne ver­di­ği ki­şi­ler hak­kın­da sa­mi­mi veha­yır­hah dav­ran­ma­nız'' Bunu İmam Ahmet ri­va­yet etti.
Allah'ın kul­la­rı! Doğ­ru­su şudur ki şuna tem­bih edil­me­si ge­re­kir. O da bu asır­da Allah'ın acı­dı­ğı­nın dı­şın­da in­san­la­rın ço­ğu­nun içine düş­tü­ğü du­rum­dur. Allah'ın ki­ta­bi­nin ve Re­su­lu­nun sün­ne­ti­nin dı­şın­da ve be­şe­rin hü­küm­le­ri, ka­nun­la­rı ve düs­tur­la­rı­na razı ola­rak hüküm ver­mek­tir. İşte bun­lar Al­la­ha yemin olsun ki ca­hi­li­ye iş­le­ri­nin ay­ni­si­dir.
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Maide su­re­si 5.50 - Onlar hâlâ ca­hi­li­ye dev­ri­nin hük­mü­nü mü is­ti­yor­lar? 
Kesin ola­rak ina­na­cak bir top­lum için, kimin hükmü Allah'ın­kin­den daha gü­zel­dir?
Her türlü ha­yır­lı iş­le­ri için­de ba­rın­dı­ran ve kö­tü­lük­le­re engel olan hü­küm­le­ri Allah'ın hük­mün­den çı­ka­ra­nı Süb­ha­ne­hu Teala inkar et­miş­tir.
Birde Allah'ın ada­le­tin­den çıkan Be­şe­rin ka­nun­la­rın­dan ve örf­le­ri­nin dı­şın­da kalan ada­let­ten ki o ada­let­le­ri ve örf­le­ri on­la­rın adam­la­rı bel­ge­ye da­yan­ma­dan ve ilim­den her­han­gi bir ka­lın­tı ol­ma­dan çı­kar­dı.
Ön­ce­ki ca­hi­li­ye eh­li­nin yap­tı­ğı gibi olur.
Ta­tar­la­rın si­ya­set­çi­le­ri­nin sul­tan­la­rın­dan alıp hük­met­tik­le­ri gibi hüküm ve­rir­ler.
Bu hü­küm­le­ri çe­şit­li şe­ri­at­lar­dan ik­ti­bas et­miş­ti­ler.
Bun­lar Ya­hu­di­ler, Hi­ris­ti­yan'lar ve diğer şe­ri­at­lar­dan alın­dı.
Bu hü­küm­ler­den sonra onlar kanun ve takip edil­me­si ge­re­ken dav­ra­nış­lar olur.
Bun­la­rı Allah'ın ki­ta­bi ile hük­met­me­ni ve Re­sü­lü­nün sün­ne­ti ile hük­met­me­nin önüne kak­dim eder­ler.
Onlar bu dav­ra­nış­la­rı ile küf­ret­miş olur­lar.
Al­la­hın hükmü ile hük­met­me­ye ve Re­sü­lül­la­hın sün­ne­ti ile hük­met­me­ye dö­nün­ce­ye kadar bun­lar­la mü­ca­de­le etmek ge­re­kir.
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Maide su­re­si 5.50 - Onlar hâlâ ca­hi­li­ye dev­ri­nin hük­mü­nü mü is­ti­yor­lar? 
Kesin ola­rak ina­na­cak bir top­lum için, kimin hükmü Allah'ın­kin­den daha gü­zel­dir?
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فٖى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
Nisa su­re­si 4.65 - Hayır! Rab­bi­ne an­dol­sun ki onlar, ara­la­rın­da çıkan çe­kiş­me­li iş­ler­de seni hakem yapıp, sonra da ver­di­ğin hükme, iç­le­rin­de hiç­bir sı­kın­tı duy­mak­sı­zın, tam bir tes­li­mi­yet­le boyun eğ­me­dik­çe iman etmiş ol­maz­lar.
Ter­cü­me Eden
İbra­him SIR­MA­LI
Emek­li Müftü ve İca­zet­li