Fatih Sultan KAR


BİR TARİH HAZİNESİ MEDET KOPUZ

e-mail: fatihsultan.kar@gmail.com - Web: fatihsultankar.com


    Medet Kopuz bizim böl­ge­mi­zin de­ğer­li isim­le­rin­den bi­ri­dir. Vefat ha­be­ri­ni büyük bir üzün­tüy­le öğ­ren­dim. Yedi ya­şın­da yetim kal­mış, dok­san yıl­lık ömrü hep mü­ca­de­ley­le ge­çir­miş­tir. Güzel bir vefa ça­lış­ma­sı ola­rak gör­dü­ğüm Rize Be­le­di­ye­si ta­ra­fın­dan ya­yın­la­nan Zü­bey­de Be­yaz­taş ta­ra­fın­dan ya­yı­na ha­zır­la­nan Ya­şa­yan Tarih Söy­le­şi­le­ri ki­ta­bın­da Medet Kopuz am­ca­mı­za da yer ve­ril­miş­ti. Oku­ma­nız tav­si­ye­siy­le bu güzel söy­le­şi­yi siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum..
ÇAY YOKTU KIT­LIK VARDI
    Ço­cuk­luk dö­ne­min­de­ki yaşam ko­şul­la­rı­nız na­sıl­dı, bize an­la­tır mı­sı­nız?
    Medet Kopuz: Biz üç kar­de­şiz, en kü­çük­le­ri benim. Ve­li­köy, 1932 do­ğum­lu­yum. 1939 yı­lın­da babam vefat etti. Tabi yetim kal­dık, o za­man­ki şart­lar ile şim­di­ki şart­lar aynı de­ğil­di. Gi­yin­mek için çarık bile yoktu çarık! Fakat anam, Allah rah­met ey­le­sin, eşsiz bir ka­dın­dı. Ça­ye­li’nden­dir rah­met­li anam. Uğ­raş­tı, di­din­di. Biz de ta ço­cuk­luk­tan beri ça­lış­kan bir aile­nin ço­cuk­la­rıy­dık. Ça­lış­tık da ça­lış­tık. İlko­ku­la gi­der­ken dahi bizim ce­bi­miz pa­ra­sız de­ğil­di. Bu da neden diye so­rar­san, 12 ya­şın­da üzüm top­la­dım yum­ruk ile üzüm! Ev­vel­de bizim ça­yı­mız yoktu, ara­zi­de ya kara üzüm vardı ya da fın­dık­lık vardı. Bizim köyde Agun’lar (Sü­la­le) vardı, 30 tava pek­mez ya­par­lar­dı. O za­man­lar zirai gelir vardı başka gelir yoktu. İlko­kul­dan sonra sene 1949, tabi bu za­man­lar biraz ma­ce­ra­lı geçti. Bize de gur­bet yolu gö­rün­dü. Zon­gul­dak’a git­tik. Orada tey­ze­min oğlu vardı. Hem­şin­li, onun sa­ye­sin­de bir işe gir­dik.
GUR­BE­TE ÇIK­TIM
    Ne işle uğ­raş­tı­nız orada?
    Medet Kopuz: Orada Ereğ­li Kö­mür­ler İşlet­me­si’nin döküm atöl­ye­si vardı. O atöl­ye­ye su ve­rir­dik. Aşağı yu­ka­rı 1 ki­lo­met­re­lik yolda, hay­van­la­rın üze­rin­de te­ne­ke­ler­le içme suyu ta­şır­dık oraya bu­ra­ya. 14 ay orada ça­lış­tık. Yemek, içmek, el­bi­se, her şey şir­ket­ten, maaş da 56 li­ray­dı. 700 lira para bi­rik­tir­dim. 700 li­ra­nın 400 li­ra­sı­nı bu­ra­ya kadar ge­ti­re­bil­dik. En büyük ağa­be­yim eli açık bi­riy­di. 1953’te as­ke­re git­tim, as­ker­de bölük ça­vu­şu oldum. Ben as­ker­de çavuş ol­duk­tan sonra Yüz­ba­şın­dan aşağı rüt­be­de­ki biri gelip de bana ders ve­re­mez­di. Ma­re­şal Tito geldi, ben ona bay­rak çı­kar­mı­şım­dır. (Josip Broz Tito, Yu­gos­lav dev­let ve si­ya­set ada­mı­dır. Ba­ba­sı Hır­vat, an­ne­si Slo­ven’dir.) Ürdün Kralı Hü­se­yin geldi, Allah rah­met ey­le­sin 16 ya­şın­da kral ol­muş­tur ken­di­si.
Neyse, ter­his olup geri dön­düm.
GÜN­DOĞ­DU’DA KÜÇÜK BİR DÜK­KÂN
    Medet Kopuz: Büyük ağa­be­yim Er­zu­rum’da ka­vur­ma ya­pı­yor­du. Bizim mes­le­ği­miz ka­vur­ma­cı­lık, hay­van­cı­lık. Ben İstan­bul’da ter­his ol­duk­tan sonra tren­le Er­zu­rum’a geç­tim. Yar­dım­cı olduk, ka­vur­ma ge­tir­dik gö­tür­dük. Or­tan­ca ağa­be­yim de İstan­bul Sa­ray­bur­nu’nda dal­gıç­lık ya­pı­yor­du. Batan bir gemi vardı onu çı­kar­ma­ya uğ­ra­şı­yor­lar­dı. Biz Er­zu­rum’da ka­vur­ma­yı yap­tık ettik sonra gel­dim bak­tım ki para yok, pul yok. Ağa­be­yi­min eli açık ol­du­ğu için o güne kadar top­la­dı­ğı­mız, yani as­ker­den önce ve as­ker­den sonra bi­rik­tir­dik­le­ri­mi­zin hep­si­ni heba etmiş. O gün­den sonra dal­gıç­lık yapan ağa­be­yim­le kader bir­li­ği yap­tık ve Gün­doğ­du’da küçük bir dük­kân açtık. Ma­ki­ne Kim­ya­nın ba­yi­li­ği­ni aldım. Aldım der­ken halen hayâ ede­rim as­lın­da. İslam’da sen ben diye bir ke­li­me yok­tur. Siz, biz var. Ben demek mec­bu­ri­ye­tin­de ka­lı­yo­rum işte. Neyse, ba­yi­li­ği aldık. Bir ta­raf­tan da ser­ma­ye­mi­ze göre, Er­zu­rum-Kars-Ar­da­han’da hay­van­cı­lık yap­ma­ya baş­la­dık. Ma­ki­ne Kimya’nın ba­yi­li­ğin­den para ka­zan­dık, Allah bin be­re­ket ver­sin. Ve­li­köy’de ika­met eder­ken duy­duk ki bu­ra­da (Gün­doğ­du) dük­kâ­nın ol­du­ğu yer­ler sa­tı­lı­ğa çık­mış. Kur­may Albay Nejat Ka­ran- Yaşar Karan kar­deş­le­rin bir haf­ta­ya kadar ge­le­cek­le­ri­ni duy­dum. Albay geldi, Allah rah­met ey­le­sin, ko­nuş­tuk ettik. Şu an otur­du­ğu­muz yer­den ile­ri­ye kadar 6 buçuk dö­nü­mü 140 bin li­ra­ya aldık, hal­let­tik.
CİMİLDE ÇA­DIR­DA KE­ÇE­DE UYU­MAK
    1968 yı­lın­da bir un fab­ri­ka­sı kur­ma­ya ni­yet­len­dik. Ama çok fazla ça­lış­tık. Gece gün­düz Er­zu­rum-Sa­rı­ka­mış- Pa­sin­ler’de ça­lı­şıp ka­vur­ma yap­tık. Her fır­sat­ta ha­tır­la­tı­yo­rum; ça­lış­mak, ça­lış­mak, ça­lış­mak… Ça­lış­mak, ça­ba­la­mak her şeyin ba­şın­da gelir. Bu sa­ye­de Ana­do­lu’da bu­lun­ma fır­sa­tım çok oldu. Tür­ki­ye’de ça­lış­mak için un fab­ri­ka­sı arı­yor­duk. O za­man­la­rın se­na­tö­rü bizim Vecdi Agun. Ba­ba­mın koyun or­ta­ğıy­dı ve bir­lik­te Cimil’de ça­dır­da ke­çe­de yat­mış­lar­dır. O zaman yatak yor­gan ne arar? Onun da Meh­met Güler diye bir ar­ka­da­şı vardı, Allah rah­met ey­le­sin, onun va­sı­ta­sıy­la bir firma ile ta­nış­tık ku­ru­cu olmak için. Yal­nız bizim pa­ra­mız ye­ter­li ol­ma­dı. Bir dos­tu­muz bizi İstan­bul’da “Tür­ki­ye Sa­na­yi Kal­kın­ma Ban­ka­sı” diye Ame­ri­ka or­tak­lı bir ban­ka­ya yön­len­dir­di. Tür­ki­ye’de tek şu­be­si İstan­bul’da var, An­ka­ra’da bile şu­be­si yok! Oraya bir dosya ter­tip­le­yip gön­de­re­ce­ğiz ama 68 se­ne­le­rin­de dos­ya­da ne ola­bi­lir ki? Biz in­şa­ata baş­la­mı­şız ama ne in­şa­at pro­je­si var ne elekt­rik pro­je­si ne de başka bir şey… Bir se­ne­de bu dos­ya­yı ta­mam­la­dık ve ban­ka­ya gön­der­dik. Tür­ki­ye’nin ne­re­sin­de ba­şa­rı­lı bir ele­man varsa o ban­ka­ya al­mış­lar­dı. Bizim Ri­ze­li Sar­gın’lar­dan bir kız vardı, adı Sevim, dos­ya­la­rı­mız­la çok il­gi­len­miş­ti sağ olsun. Yine ha­tır­lat­ma­dan ge­çe­me­ye­ce­ğim, dü­rüst­lük ve doğ­ru­luk ba­şa­rı­da en büyük et­ken­dir.
NE BADİRELER AT­LAT­TIK
    Bizim o za­man­lar yaş mü­sa­it değil ve tah­sil yok, ne var ise onu ko­nu­şu­yo­ruz. Ama tabii ki hiç ileri geri ko­nuş­muş­lu­ğu­muz, top­lum içe­ri­sin­de bacak bacak üs­tü­ne at­mış­lı­ğı­mız da ol­ma­mış­tır. Banka ele­man­la­rı da süper ça­lı­şı­yor. Sen ko­nu­şur­ken ağ­zın­dan çı­kan­la­rı daha söz bit­me­den an­lı­yor. Allah razı olsun on­lar­dan, Rize’den tu­rist çayı ik­ra­mı yap­tım ben de on­la­ra. Bu kre­di­nin çık­ma­sı ola­yın­da bir­çok en­gel­ler­le kar­şı­laş­tık. İstan­bul’da İtal­yan Va­va­koç adın­da bir Tür­ki­ye mü­beş­şi­ri vardı. Bu bizim dos­ya­mı­zın nor­mal git­ti­ği­ni öğ­re­nip bize bir tek­lif gön­der­di or­tak­la­rıy­la be­ra­ber. “1 mil­yon kre­di­yi onay­la­rız ama bize 100 TL ve­rir­se­niz.” dedi. 100 TL o za­man­lar büyük para! Pa­ra­mız da yok, ben ver­me­ye­lim di­yo­rum or­ta­ğım ve­re­lim diyor. Neyse Va­va­koç’un ya­zı­ha­ne­si­ne git­tik. İstan­bul Per­şem­be Pa­za­rı­nın ora­da­ki bi­na­da 4. Katta bizi bek­li­yor. Ben Va­va­koç’un ar­ka­da­şı­nı öne al­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum ki kendi or­ta­ğı­ma işa­ret ve­re­yim ama o da bi­le­rek geç­mi­yor, bizi yal­nız bı­rak­mı­yor. Neyse çık­tık yu­ka­rı­ya, Va­va­koç bizi bek­li­yor. “Ben bu akşam Adana’ya gi­de­ce­ğim de siz evet der­se­niz git­me­ye­ce­ğim” dedi. Büyük üç­kâ­ğıt­çıy­dı! “Sen Adana’ya, yo­lu­na devam et de işin­den geri kalma, ben dos­ya­mı yarın bir in­ce­let­ti­re­ce­ğim, ondan sonra sana cevap ve­ri­rim” dedim. Yani orada yok dedik çık­tık. Ara­dan bir hafta geçti, bize Tür­ki­ye Sa­na­yi Kal­kın­ma Ban­ka­sın­dan yazı geldi: “1 mil­yon 200 TL kre­di­niz çık­mış­tır, gelip iş­lem­le­ri­ni­zi yapın” diye. O 100 TL’yi ver­me­dik İtal­yan’a. Başka bir gün Per­şem­be Pa­za­rın­da gör­düm ve dedim ki; “Üç­kâ­ğıt­çı Va­va­koç ne haber?” hemen yo­lu­nu de­ğiş­ti­rip geri döndü. Demem o ki; çok ba­di­re­ler at­la­ta­rak bu za­man­la­ra gel­dik ama doğ­ru­luk­tan, dü­rüst­lük­ten öteye hiç­bir yol yok­tur!
KA­RA­LASTİK YOKTU ÇARIK GİYERDİK
    Geç­miş­ten gü­nü­mü­ze kadar Rize in­sa­nı neler çekti?
    Medet Kopuz: Benim bunu size an­lat­ma­ya ne bil­gim yeter ne kud­re­tim! Elim­den gel­di­ğin­ce ak­tar­ma­ya ça­lı­şa­yım. Ve­li­köy’den Gün­doğ­du’ya araba yolu ol­ma­dı­ğı için 15 sene bo­yun­ca yaya gidip gel­dik ve dük­kân­cık yap­tık. Kara las­tik bile yoktu, çarık gi­yi­nir­dik. Kara las­tik son­ra­dan çıktı. Şim­di­yi geç­miş­le kı­yas­lar­sak ta­ri­fi müm­kün olmaz. Bu­gün­kü sahil yo­lu­muz­da he­li­kop­ter ini­yor kal­kı­yor ki ya­kın­da uçak bile inip kal­ka­cak, ina­nı­yo­rum. Sebep olan­lar­dan, taş ko­yan­lar­dan, emeği ge­çen­ler­den Allah razı olsun. Bu­ra­dan Ça­ye­li’ne veya Hopa’ya, hiç frene bas­ma­dan gi­di­yo­rum. Trab­zon’dan Hopa’ya kadar olan sahil yo­lu­nun bir namı var­dır. Çünkü orada çay bit­ki­si var ve yazın da ye­şil­lik kışın da ye­şil­lik. Bir ta­ra­fı deniz bir ta­ra­fı ye­şil­lik, böyle bir yol Av­ru­pa’da bile yok!
ÇAYELİ’NDEN PAZAR’A ÜÇ SA­AT­TE GİDERDİK
    Evet, kıy­met­li bir şehre sahip Ri­ze­li­ler. Ta­şı­na top­ra­ğı­na biraz emek har­ca­yın­ca kar­şı­lı­ğı­nı faz­la­sıy­la alı­yor. Me­se­la çay…
    Medet Kopuz: Çay­dan evvel fın­dık vardı. Ben çok fın­dık top­la­mı­şım­dır. Fın­dık, üzüm, man­da­li­na… As­lın­da ça­lı­şan in­sa­na ne üzüm ne fın­dık ne de çay la­zım­dır. Ça­lı­şan adam ek­me­ği­ni her türlü ka­za­nır. Bah­çe­me bir şey­ler yap­tı­ra­ca­ğım, 150 TL yev­mi­ye­ye ça­lı­şan adam yok! Bu var­lık, zen­gin­lik değil midir?
    Rize’den gaz yük­ler­dim te­ne­ke­ler­le, Ar­da­han’a gö­tü­rür­düm. Ça­ye­li’nden Pazar’a 3 saate gi­der­dik. Şimdi ise 15 dk. Bu ko­nu­da ne kadar ko­nu­şul­sa azdır. Allah’a şükür etmek ve çok ça­lış­mak la­zım­dır. Ço­cu­ğu­na alın te­rin­le ba­ka­cak­sın, ge­ri­si val­la­hi de bil­la­hi de boş­tur.
NESLİMİZ GİTTİKÇE DEĞİŞTİ
    Aile bağ­la­rı­nız, ev­li­li­ği­niz, aile­de kadın ve er­ke­ğin rolü hak­kın­da neler söy­le­mek is­ter­si­niz?
    Medet Kopuz: Çok derin bir mevzu..! Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin bile ev­li­lik­le il­gi­li ha­dis­le­ri var­dır. Bun­lar önem­li ko­nu­lar­dır. Ev­le­necek ol­du­ğu­nuz zaman çok araş­tı­rın hatta ne­fe­si­ni bile kok­la­tın der­ler. Biz aile­mi­ze bağlı, daha doğ­ru­su ba­ba­mız ol­ma­dı­ğı için ana­mı­za bağlı in­san­lar­dık. Anne baba ne derse on­la­ra ri­ayet et­me­ye mec­bu­ruz. Ana ba­ba­sı­nın du­ası­nı al­ma­dan, ana ba­ba­sı­nı kay­be­de­ne acı­rım ben! Ce­nab-ı Hak anaya öyle bir isim ver­miş ki yer gök ara­sın­da bir ben­ze­ri daha yok­tur. As­ker­den sonra evim, malım ol­ma­dı­ğı için ça­lı­şıp ser­ma­ye bi­rik­tir­mek için ev­li­li­ği ikin­ci plana attım. As­ker­lik­ten sonra dük­kân­dı, ba­yi­lik­ti der­ken suyu ka­na­la koy­duk. Suyu ka­na­la koy­dun mu o su zaten ken­di­li­ğin­den akar gider. Eşim, ba­ba­mın kız kar­de­şi­nin to­ru­nu olu­yor. Bü­yük­le­rim, annem, ağa­be­yim falan görüp söy­le­di­ler ben de tamam de­yin­ce oldu. Bu­gün­kü me­de­ni ka­nun­lar ana ba­ba­ya pek işi bı­rak­mı­yor. Hatta gü­nü­müz­de mah­ke­me tek cel­se­de bo­şu­yor. Asıl okul­da iş bi­ti­yor. Biz dı­şa­rı­ya kız ver­mez, dı­şa­rı­dan da al­maz­dık. Ço­cuk­lar oku­ma­ya baş­la­dık­tan sonra nes­li­miz git­tik­çe de­ğiş­me­ye baş­la­dı. Bizim sö­zü­müz ge­çer­siz oldu. “Asil azmaz, bal kok­maz, ko­kar­sa yağ kokar, onun da aslı ay­ran­dır.” Asa­let­li bir genç ana ba­ba­yı atmaz, ata­maz, onun sö­zü­nü kır­maz. Ana baba ev­la­dı­na hiç­bir zaman yan­lış yol gös­ter­mez.
AYA­ĞI­NI­ZI YOR­GA­NI­NI­ZA GÖRE UZA­TIN
    Genç­le­re bir na­si­ha­ti­niz var mı? Son ola­rak neler söy­le­mek is­ter­si­niz?
    Medet Kopuz: Bu ya­şı­ma kadar ne si­ga­ra kul­lan­dım ne de alkol kul­lan­dım. Bu yaşa kadar sağ­lık­lı gel­me­min en büyük se­be­bi budur. Hep gı­da­lı yi­ye­cek­ler yedim, iyi bes­len­dim. Param varsa bir şeyin iyi­si­ni alı­rım yoksa almam. Kredi kartı da kul­lan­mam, ce­bim­de bir iki ar­ka­da­şı­mın kar­nı­nı do­yu­ra­cak kadar param varsa ne ya­pa­yım kredi kar­tı­nı? İşini bil­me­ye­nin sonu, ata­la­rı­mı­zın de­di­ği gibi, ayağı yor­ga­nın dı­şın­da kalır.
    Genç­le­re tav­si­yem anne ba­ba­ya say­gı­lı ol­ma­lı­lar. Anne ba­ba­ya ri­ayet edi­lir­se iş­le­ri yo­lun­da gider. Lafla pey­nir ge­mi­si yü­rü­mez. Allah her­ke­se ha­yır­lı evlat nasip etsin. Mil­le­ti­miz, mem­le­ke­ti­miz, dev­le­ti­miz için doğru dü­rüst ça­lı­şan­la­rı Allah so­nu­na kadar pa­yi­dar etsin.