Bayram Ali KAVALCI


BOŞ ZAMAN, İKİ TARAFI KESKİN BİR KILICA BENZER

bayramalikavalci@gmail.com


 Bu asır­da za­ma­nı ka­za­nan bir­çok şeyi ka­za­nır. Öm­rü­müz­den bir sene daha gitti. Kabir ha­ya­tı­na biraz daha yak­laş­tık... Ya­şa­dı­ğı­mız ve ya­şa­ya­ca­ğı­mız üç ha­ya­tı­mız var­dır: Bir dünya ha­ya­tı, iki kabir ha­ya­tı, üç ahi­ret ha­ya­tı... Bu üç ha­ya­tın en kısa olanı hâlen ya­şa­mak­ta ol­du­ğu­muz, daha ne kadar ya­şa­ya­ca­ğı­mı­zın belli ol­ma­dı­ğı dünya ha­ya­tı­dır. En kıy­met­li olanı da budur. Çünkü üç ha­ya­tı­mı­zı bu­ra­dan ka­zan­mak zo­run­da­yız. Bunun için ge­ri­de bı­rak­tı­ğı­mız bir se­ne­nin değil her sa­ati­mi­zin kıy­me­ti­ni bil­me­li ve en iyi bir şe­kil­de de­ğer­len­dir­me­li­yiz...
Bu yeni se­ne­nin farkı sa­de­ce du­var­da­ki tak­vi­mi de­ğiş­tir­mek ol­ma­ma­lı­dır. Ge­ri­de bı­rak­tı­ğı­mız ve bir daha ele ge­çi­re­me­ye­ce­ği­miz altın de­ğe­rin­de­ki bir yı­lı­mı­zın mu­ha­se­be­si­ni yap­ma­lı­yız... Geç­ti­ği­miz yılda iyi ve ya­rar­lı işler yap­tıy­sak on­la­rı bu yeni yılda ar­tır­ma­lı­yız. “Nasıl daha ba­şa­rı­lı ola­bi­li­rim, nasıl daha çok gü­zel­lik­le­re imza ata­bi­li­rim?” dü­şün­ce­si bizde hâkim ol­ma­lı­dır.
Ha­ta­la­rı­mı­zı da tes­bit et­me­li­yiz, on­la­rı bir daha hiç yap­ma­ma­ya veya daha az yap­ma­ya şart­lan­ma­lı­yız. Yeni yıl böyle kut­la­nır. Yoksa içki içmek, çam de­vir­mek, ev­le­ri “Noel Ağacı” ile süs­le­mek çıl­gın­lık­tan başka bir şey de­ğil­dir. Hris­ti­yan­la­rın bu tu­tu­mu­nu el­bet­te ya­dır­ga­mı­yo­ruz. Her top­lum, kendi dî­ni­ne ve tö­re­si­ne göre yaşar ve ya­şa­ma­yı sever. Bunun için de on­la­rın; kendi tak­vim­le­ri­ne göre, kendi mu­kad­des bil­dik­le­ri gün­le­ri, gö­nül­le­rin­ce de­ğer­len­dir­me­le­ri nor­mal­dir. Bizim ya­dır­ga­dı­ğı­mız husus baş­ka­dır. Biz, bir ta­raf­tan Müs­lü­man ol­du­ğu­nu söy­le­yip, diğer ta­raf­tan Hris­ti­yan­lar gibi Noel kut­la­yan kim­se­nin var­lı­ğı­na şa­şa­rız! Her yıl, Ara­lık ayı­nın son haf­ta­sın­da, bi­zim­le aynı adı ta­şı­yan bir­çok in­sa­nın, ço­cuk­la­rı­nın el­le­rin­den tu­ta­rak, çar­şı­da pa­zar­da çam ağacı ara­dı­ğı­nı, “Noel Baba”lı kart­pos­tal­lar satın al­dı­ğı­nı, irili ufak­lı he­di­ye pa­ket­le­ri ha­zır­la­dı­ğı­nı üzü­le­rek gö­rü­yo­ruz... Hele içki tü­ke­ti­mi... Kendi inanç­la­rı­nın ge­rek­tir­dik­le­ri­ni bı­ra­kıp, kendi örf ve âdet­le­ri­ni terk eden bir top­lu­luk ken­di­si­ne olan gü­ve­ni­ni kay­be­der. Bu da, bir mil­le­tin örf ve âdet­le­riy­le be­ra­ber eri­me­si ve yok ol­ma­sı de­mek­tir. Bir mil­let için bun­dan daha büyük bir zarar, daha kor­kunç bir teh­li­ke ola­bi­lir mi? Kay­nak: Meh­med Said Arvas