İsmet KÖSOĞLU


GEÇMİŞİ YAŞADIM

e-mail: ismetkosoglu53@gmail.com


 Genç­li­ği­miz­de 1970 ön­ce­si, gü­nü­müz­de­ki gibi ha­ber­leş­me tek­no­lo­ji­si yoktu.
Ha­ber­leş­me Mek­tup, Telg­raf ve ku­lü­be­ler­de­ki je­ton­lu te­le­fon­lar ile olur­du.
Te­le­fon olan ev sa­yı­sı çok azdı.
Ma­hal­le­de hali vakti iyi olan iki üç evde te­le­fon olur ve çok acil hal­ler­de kom­şu­dan rica ile kul­la­nı­lır­dı.
PTT Mü­dür­lük­le­ri­ne evde kul­lan­mak için te­le­fon baş­vu­ru­su ya­pı­lır ve sant­ra­lin ka­pa­si­te­si kı­sıt­lı ol­du­ğun­dan bir­çok kim­se­ye 8-10 yıl bek­le­dik­ten sonra te­le­fon bağ­lan­dı­ğı­nı bi­li­riz.
Te­le­fon bağ­lan­dı­ğın­da bizde (İkiz­de­re’de) önce man­ye­to­lu te­le­fon ve­ril­miş­ti te­le­fon di­rekt PTT de sant­ra­le bağ­lıy­dı.
Şehir veya ma­hal­le­de her­han­gi bir nu­ma­ra ile gö­rüş­mek is­te­di­ği­niz­de sant­ral­de­ki memur bağ­lan­tı ya­par­dı.
Şe­hir­le­ra­ra­sı gö­rüş­me yap­mak için sa­at­ler­ce bek­le­nir­di.
Nor­mal, Acele ve Yıl­dı­rım diye ön­ce­lik sı­ra­sı­na göre ta­ri­fe­ler vardı.
Yıl­dı­rım ka­yıt­lı ise­niz ise gö­rüş­mek için bir saate kadar bek­le­nir­di.
Yıl­dı­rım gö­rüş­me­nin fi­ya­tı da nor­mal ta­ri­fe­ye göre daha yük­sek­ti. Nor­mal kayıt ve­ri­lir­se sa­at­ler­ce bek­le­nir.
Te­le­fon Sant­ra­lı oto­ma­tik hale gel­di­ğin­de çe­vir­me­li te­le­fo­na ka­vuş­tuk, (İkiz­de­re-1986 da) Evde ka­dın­la­rı­mız te­le­fo­nun üze­ri­ne göz nuru dö­ke­rek ör­dük­le­ri dan­tel bir ör­tü­de ko­yar­dı.
Buz­do­la­bı Ça­ma­şır Ma­ki­ne­sin­den sonra alı­nır­dı.
Ban­yo­da küçük bir odun so­ba­sı vardı banyo edi­le­ce­ği zaman ısın­mak için ya­kı­lır.
Bu­gün­kü çeşit çeşit ter­lik­ler yok iken tu­va­let­te tak tuk diye ses çı­ka­ran ahşap ta­kun­ya kul­la­nı­lır­dı.
İlko­kul­da öğlen te­nef­fü­sün­de sıcak süt, yarım ekmek, yo­ğurt da­ğı­tıl­dı­ğı­nı ha­tır­la­rım.
Büyük ka­zan­da ha­zır­la­nan sıcak sütün süt­to­zun­dan ya­pıl­dı­ğı­nı ve Mar­şal yar­dım diye Ame­ri­ka’dan gel­di­ği­ni yıl­lar sonra öğ­ren­miş­tik.
İlko­kul öğ­ren­ci­siy­dik ve sıcak süt ho­şu­mu­za gi­di­yor­du, öğ­ret­men­ler evi okula uzak olan bütün öğ­ren­ce­le­ri sı­ra­ya so­ka­rak süt iç­me­le­ri­ne yar­dım­cı olur­du.
İlko­kul­da siyah önlük beyaz ya­ka­lık, Or­ta­okul­da Şapka tak­tım.
İlçe­miz­de sos­yal hayat yok de­necek kadar azdı.
İlçede Lise yoktu.
Her köyde il­ko­kul vardı.
İlçede bir Kü­tüp­ha­ne yoktu.
Ga­ze­te bayii bir bak­kal­dı.
Gün­lük Ga­ze­te­ler bir gün sonra il­çe­ye gelir ve okur sa­yı­sı da çok azdı.
Be­le­di­ye bi­na­sı­nın üst ka­tın­da Si­ne­ma vardı.
Her gün film oynar mıydı ha­tır­la­mı­yo­rum ama ilk orada si­ne­ma gör­dü­ğüm için he­ye­can faz­lay­dı.65 li yıl­lar­dı.
Evde elekt­rik 1971 yı­lın­da geldi. Te­le­viz­yon ol­ma­dı­ğı za­man­lar­da ba­ba­mın pille ça­lı­şan bir rad­yo­su vardı. Sabah 07.30 ve akşam 19.00 haber saati vardı, bu sa­at­ler­de ha­ber­ler mu­hak­kak din­len­dir­di. O yıl­lar­da bi­rin­ci ligde maç­lar Pazar günü oy­na­nır­dı. Saat 14.00 de baş­la­yan maç­la­rı rad­yo­dan Orhan Ayhan ve Halit Kı­vanç’ın an­la­tı­mıy­la çok din­le­mi­şiz.
İlçede diş he­ki­mi yoktu, ağ­rı­yan diş çe­ki­mi­ni ya de­mir­ci dük­kâ­nı olan Va­ne­li Osman amca veya Mi­ze­li Hacı Rıfat amca ya­par­dı.
Ço­cuk­lar için okul­lar­da aşı olmak bir ge­le­nek­ti. Aşı olu­na­ca­ğı zaman tek iğne ile bir sınıf aşı­la­nır­dı. Bunca öğ­ren­ci bu­la­şır kor­ku­su ol­ma­dan tek camlı şı­rın­ga ile aşı ya­pı­lır­dı. De­zen­fek­te nasıl olur­du bil­mi­yo­rum ama hiç­bir öğ­ren­ci bu­la­şı­cı has­ta­lı­ğa ya­ka­lan­ma­dı.
Mi­sa­fir­ler evde baş­kö­şe­de ağır­la­nır. Gü­nü­müz­de­ki gibi pas­ta­ne sos­yal te­sis­ler ne­re­de.
İlçede yaz mev­si­min­de Don­dur­ma nedir bi­lin­mez­di, Rize mer­ke­ze inil­di­ğin­de kü­lah­la alıp so­kak­ta ye­ni­lir­di.
Ço­cuk­lar çelik değ­nek, mis­ket ve beşer kişi olun­du­ğun­da 2.5 li­ra­ya alı­nan nay­lon topla iki taş üst üste ko­nu­la­rak ya­pı­lan ka­le­ler ara­sın­da çift kale maç oy­nar­dı.
So­kak­ta oy­na­yan ço­cuk­lar düşüp bir yeri ya­ra­lan­mış ve kan akı­yor­sa hemen toz şe­ker­le üzeri ör­tü­lür­dü.
Okul dı­şın­da öğ­ret­me­ni bir yerde gör­dü­ğü­müz­de cad­de­nin kar­şı­sın­dan ko­şa­rak gider ve öğ­ret­men bizi so­kak­ta gör­me­sin der­dik.
Dü­ğün­ler gü­nü­müz­de­ki gibi sa­lon­lar­da değil ev­ler­de ya­pı­lır.  Dü­ğü­ne davet için da­ve­ti­ye ba­sıl­maz tek tek davet edi­len­le­rin evine gi­di­le­rek dü­ğü­ne ça­ğı­rı­lır­dı.
Düğün ye­me­ği ola­rak Bak­la­va, La­ha­na sar­ma­sı, Ka­vur­ma ve Pilav ana yemek olur­du.
Bu ye­mek­le­rin hepsi evde ya­pı­lır bak­kal­dan şeker, pi­rinç dı­şın­da bir şey alın­maz, ye­mek­ler­de halis ev te­re­ya­ğı kul­la­nı­lır­dı.