Fatih Sultan KAR


KARADENİZ'İN İNCİSİ GÜZELLİK MABEDİ RİZE

e-mail: fatihsultan.kar@gmail.com - Web: www.fatifsultankar.com


*İnsan Rize’de ta­bi­at gü­zel­li­ği­nin şa­hi­ka­sı­na eri­şir.
*1938 yı­lın­da ilk kez oto­mo­bil Rize Zi­ra­at Bah­çe­si’ne çıktı.
*Rize’de gü­zel­lik ma­be­din­de­si­niz.
* Ka­ra­de­niz’in in­ci­si Rize ol­du­ğun­da hemen her­kes İtti­fak etmiş gi­bi­dir.
Yazı ha­ya­tı­na Ser­vet-i Fünûn dö­ne­min­de ede­bi­yat­çı ola­rak baş­la­yan, II. Ab­dül­ha­mit, II. Meş­ru­ti­yet, Mü­ta­re­ke, Ata­türk, İsmet İnönü ve De­mok­rat Parti dö­nem­le­rin­de her daim sert ka­le­miy­le yaz­dı­ğı po­le­mik ya­zı­la­rıy­la bi­li­nen Ga­ze­te­ci, Yazar, Çe­vir­men, Si­ya­set­çi Hü­se­yin Cahit Yal­çın; dö­ne­mi­nin renk­li yayın or­gan­la­rın­dan Ye­di­gün Der­gi­si’nde gezi ya­zı­la­rı ka­le­me al­mış­tır. Yal­çın; 4 Kasım 1936 ve 4 Ekim 1938 ta­rih­li ya­zı­la­rın­da Rize Ge­zi­le­ri­ne yer ver­miş Rize’yi gü­zel­lik ma­be­di ola­rak ni­te­le­miş­tir.
Ka­ra­de­niz Kı­yı­la­rın­dan RİZE FİDAN­LI­ĞI (4 Ekim 1938)
Rize’de bir bahçe var. Bu­ra­da por­ta­kal, man­da­rin fi­dan­la­rı ye­tiş­ti­ri­le­rek halka da­ğı­tı­lı­yor. Aynı za­man­da, çay fi­dan­la­rı da üret­me­ye ça­lı­şı­yor. Zi­ra­at Ve­kâ­le­ti­nin bu mü­es­se­se­si mem­le­ke­tin ik­ti­sa­dî iler­le­me­si için ne kadar te­şek­kür ve tak­di­re lâyık bir hiz­met ifa edi­yor­sa, gü­zel­lik ba­kı­mın­dan haiz ol­du­ğu kıy­met iti­ba­ri İle de son de­re­ce müs­tes­na bir mevki işgal et­mek­te­dir. Rize Bah­çe­si yal­nız Ka­ra­de­niz’in ve Tür­ki­ye’nin değil, bütün dün­ya­nın güzel yer­le­ri ara­sın­da şöh­ret bu­la­cak kadar güzel işler ya­pı­yor. Bir ak­şa­mü­ze­ri, bah­çe­nin üst kıs­mın­da­ki te­pe­de, hem de­ni­zi, hem arka ta­raf­ta­ki va­di­yi sey­re­de­rek ge­çi­ri­len da­ki­ka­lar bir in­sa­nın ha­ya­tın­da sa­yı­lı haz ve sa­adet ara­sın­da mevki alır.
RİZE’DE HİLKATİN ÇEKİCİ VE DÜ­ŞÜN­DÜ­RÜ­CÜ SIR­LA­RI VAR
İnsan Rize’de ken­di­si­ni ta­bi­at gü­zel­li­ği­nin şa­hi­ka­sı­na eriş­miş, ta­bi­at­ta ara­ya­bi­le­ce­ği şiir ve fü­su­nun ke­ma­li­ni bul­muş, zan­ne­der ve artık başka hiç bir şey is­te­me­ye­rek, ka­vuş­tu­ğu bu ideal haş­met ve ca­zi­be için­de ken­di­sin­den geçer gibi olur, Bu­ra­da bütün fâni di­din­me­le­ri­niz­den kur­tul­muş, hil­ka­tin çe­ki­ci ve dü­şün­dü­rü­cü sır­la­rı­na ka­vuş­muş gi­bi­si­niz. Gizdi bir el sanki sizin ru­hu­nu­zun de­rin­lik­le­ri­ne da­la­rak bütün orada sak­lan­mış, uyuş­muş ka­bi­li­yet­le­ri­ni­zi, his­le­ri­ni­zi, elem ve sa­adet­le­ri­ni­zi kar­ma­ka­rı­şık et­miş­tir. Ru­hu­nuz­da bir uğul­tu, ses­siz bir fır­tı­na için­de­si­niz. Fakat bütün gör­dük­le­ri­niz­den gön­lü­nü­ze dolan gü­zel­li­ğin tıl­sı­mı için­de, yavaş yavaş, her acı du­ru­lu­yor, her dert unu­tu­lu­yor. Ve yal­nız bir gü­zel­lik zevki sizin var­lı­ğı­nı­zı yı­ka­ya­rak kal­bi­ni­ze bu ye­şi­li ahenk­ten, bu akşam kı­zıl­lık­lar ile can­lan­mış de­niz­den sü­zül­müş bir haz ve sa­adet dol­du­ru­yor. Her günkü ha­ya­tı ve bu ha­ya­tın ba­ya­ğı ih­ti­ras­la­rı­nı ne kadar küçük gö­rü­yor­su­nuz!
RİZE YOL­LA­RI OTO­MOBİLSİZ DAHA GÜZEL
Üç sene evvel, bu bah­çe­ye, dik bir yo­kuş­tan, .eski taş kal­dı­rım­lı yol­lar­dan tır­ma­na­rak çık­mış­tım. İki ta­raf­tan sar­kan ye­şil­lik­le­re bu tenha, dik ve dar yol­la­rın bile cazip bir hu­su­si­ye­ti vardı. Yu­kar­da eri­şe­ce­ği­niz ul­vi­ye­te sizi ha­zır­lar gibi, ru­hu­nu­zu büyük şe­hir­le­rin vel­ve­le­sin­den ve pa­tır­tı­la­rın­dan uzak­laş­tı­rı­yor­lar­dı. Bu sene, ça­lış­kan ve şu­ur­lu bir idare, oto­mo­bi­li ta Zi­ra­at bah­çe­si­ne kadar gö­tür­müş. Bu eski, fakat vakar ve şah­si­yet sa­hi­bi, yaşar ve dü­şü­nür so­kak­lar­dan şimdi oto­mo­bi­lin sü­ra­ti ve gü­rül­tü­sü ile ge­çer­ken, âdeta bir kut­si­ye­te te­ca­vüz etmiş gibi, içi­niz­de bir acı ve ne­da­met var. Bu gra­nit taş du­var­lar­la teh­dit edil­miş bir bahçe gibi hu­su­sî so­kak­lar­dan yavaş yavaş, din­le­ne din­le­ne çık­ma­nın, et­raf­tan ru­hu­nu­za fı­sıl­da­yan sükûn ve hu­zu­run, te­sel­li ve haz­zın kay­bo­lan şi­iri­ni dü­şü­nü­yor­su­nuz.
ARA­YI­ŞI BİTME­YEN MUS­DARİP ZA­VAL­LI
Oto­mo­bil bu­ra­da vahşî, can­sız bir ifrit te­si­ri ya­pı­yor ve hiç ya­kış­mı­yor. Fakat biz bu iki­li­ği es­rar­lı ru­hu­mu­zun akıl ermez te­zat­la­rı için­de hâ­mi­liz. Hiç sön­me­yen, ip­ti­dai, me­de­ni­ye­te uzak, bir ada­mın yanı sıra, mo­dern bir ha­ya­tın ka­sır­ga­sı­na ken­di­ni kap­tır­mış, hiç mem­nun olmaz, daha yeni şey­ler arar, çır­pı­nır, mus­ta­rip bir za­val­lı­yız. Hem şeh­rin asır­lık hayat ve ha­tı­ra­sı ile ya­şa­yan bu eski yol­la­ra ayak ile ba­sa­ma­ya­cak, göz­le­ri­mi­zin te­ma­sı­nı bile hür­met­siz­lik sa­ya­cak kadar in­ci­zap du­ya­rız, hem o dik yo­kuş­lar­dan rahat bir oto­mo­bil için­de yük­se­lir­ken kur­tul­du­ğu­muz yor­gun­luk­tan do­la­yı bu yolu tes­vi­ye eden be­le­di­ye­ye mü­te­şek­kir ka­lı­rız! Üç se­ne­den beri, bah­çe­nin çok daha te­kem­mül etmiş ol­du­ğu­nu gözle gör­düm. Fakat ben bu­ra­da, ye­ti­şen çay fi­dan­la­rı­na, ye­miş­le­ri­ni ver­miş man­da­li­na­la­ra
maddî ba­kım­dan ne kadar la­kayt idim.
RİZE’DE GÜ­ZELLİK MABEDİNDESİNİZ
Bu­ra­da gü­zel­lik ma­be­din­de­si­niz ve ma­ne­vi­ya­tı­nı­zın, bütün ka­bi­li­yet ile o ebedî
ilâ­hın ku­ca­ğın­da­sı­nız. Bahçe, Rize’ye, şarka doğru de­ni­ze ve kı­yı­la­ra hâkim. Bü­yük­lü, kü­çük­lü te­pe­ler ve dağ­lar, bir gü­zel­lik mü­sa­ba­ka­sı­na iş­ti­rak edecek gibi, ken­di­le­ri­ne en ya­kış­tır­dık­la­rı yeşil krep­ler ile süslü, bu­ra­ya doğru koşup gel­miş­ler ve sonra, sanki kar­şı­laş­tık­la­rı lev­ha­nın müs­tes­na gü­zel­li­ği hu­zu­run­da donup kal­mış­lar.
Onun için, hangi ta­ra­fa bak­sa­nız yer­yü­zü­nün küçük bir nok­ta­sı üze­rin­de, ye­şi­lin bütün ince fark­la­rın­dan mü­rek­kep canlı bir ahenk için­de bu kadar ku­sur­suz bir gü­zel­li­ğin bir araya top­lan­ma­sı­na karşı âdeta bir hay­ret ifa­de­si okur­su­nuz. Ta­bi­at bu­ra­da kendi ya­rat­tı­ğı şa­he­se­re ken­di­si de hay­ran­dır ve kendi ken­di­si­ni âşı­ka­ne seyre dal­mış­tır. Ar­ka­ya doğru beş, on adım at­tı­ğı­nız vakit, başka bir pey­zaj size gü­zel­lik kud­re­ti­nin gör­me­den akla sığ­ma­ya­cak bir ha­ri­ka­sı­nı res­me­der. Bu­ra­da ke­na­rı­na beyaz plâj­lar­la ten­te­ne­ler iş­len­miş de­ni­zin kızıl ay­na­la­rı yok. Ta­ma­mı ile yem­ye­şil bir kır man­za­ra­sı ki, en sa­nat­kâr bir el ile vü­cu­da ge­ti­ril­miş bir an­to­lo­ji gibi, şim­di­ye kadar ta­bi­at­ta hay­ran kal­dı­ğı­nız müs­tes­na sah­ne­le­rin hep­sin­den size bir kucak ha­tı­ra ge­ti­ri­yor.
KA­RA­DENİZ İNCİSİ RİZE (4 Kasım 1936)
Kime sor­sa­nız, size Rize’nin gü­zel­li­ğin­den bah­se­der. Ka­ra­de­niz’in in­ci­si Rize ol­du­ğun­da hemen her­kes İtti­fak etmiş gi­bi­dir. Rize’yi gör­me­yen­ler de por­ta­kal­la­rı ve man­da­rı­na­la­rı ile onu ha­tır­lar­lar; gü­zel­li­ği­ne, daimî ye­şil­li­ği­ne ve çi­çek­ler­le dolu kır­la­rı­na dair hay­ran­lık­la­rı işit­tik­çe por­ta­kal çi­çe­ği
Kokuş ile meşbu taze bir ha­va­nın ok­şa­ma­la­rı­nı kalp­le­rin­de du­yar­lar. Rize’yi se­ven­ler ve be­ğe­nen­ler bu aşk­la­rın­da hiç hül­ya­ya ka­pıl­ma­mış­lar­dır. Onun, de­ni­zi ku­cak­la­yan ba­kı­şın­da can­dan bir te­bes­süm ilk da­ki­ka­dan sizi ken­di­si­ne bağ­lar. Ka­ra­de­niz kı­yı­la­rı­nın hep­sin­de gör­dü­ğü­nüz o tabiî, ye­şil­lik ve gü­zel­lik bu­ra­da daha ge­niş­le­miş, daha yük­sel­miş­tir. Te­pe­ler uzak­tan pek hoş gö­rü­nen ev­ler­le süslü; ol­duk­ça büyük, bir ka­sa­ba bu­ra­da in­san­lar­la ta­bi­atı bir­leş­tir­miş­tir.
İŞTE ZİRAAT BAH­ÇESİ
Rize’yi ta­nı­yan­lar size va­pu­run gü­ver­te­sin­den, şeh­rin gar­bı­na düşen bir te­pe­yi işa­ret eder­ler: Zi­ra­at bah­çe­si işte ora­da­dır. Fil­ha­ki­ka, bunu siz de İşit­miş­si­niz­dir. Rize’de büyük bir him­me­tin mah­su­lü ola­rak vü­cu­da gel­miş, güzel ba­kı­lan bir nu­mu­ne fi­dan­lık ve bahçe var. Bu­ra­ya şeh­rin eski kal­dı­rım dö­şe­li dar, tenha ve hül­ya­lı so­kak­la­rın­dan ağır ağır tır­ma­na­rak çık­mak lâzım. Ne taşı bol bir mem­le­ket.
Bahçe du­var­la­rı bile eski ka­le­le­ri ha­tır­la­ta­cak kadar me­zi­yet­le ha­zır­lan­mış. Ni­ha­yet, bah­çe­nin ka­pı­sı­na kadar yük­sel­dik. Fakat vakit geç ol­du­ğu için içe­ri­de kimse yok. Bu­ra­sı­nı gez­me­den Rize’den dö­nü­le­mez­di. Araya araya, çitin bir ta­ra­fın­dan içe­ri­ye so­kul­mak kabil oldu. Şehre ve de­ni­ze bakan cephe tatlı bir meyil İle al­ça­lı­yor. Fakat bah­çe­nin arka ta­ra­fa, va­di­le­re ve dağ­la­ra bakan bir kısmı da var ki bu­ra­da kub­be­li açık­lı ye­şil­lik­le­ri, küçük te­pe­le­ri, bir­den­bi­re yük­se­len dağ­la­rı ile ta­ma­men bir İsviç­re man­za­ra­sı kar­şı­sın­da­sı­nız.