İbrahim Sırmalı


MEHMET KALAFAT HOCA İCAZETİ TERCÜMESİ

Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com


بسم الله الرحمن الرحيمالحمد لله الذى انبت درجة العلم فى صدور العلماء
    Hamd: İlmin de­re­ce­si­ni alim­le­rin gö­nül­le­ri­ne fi­liz­len­di­ren, onun mey­ve­si­ni şe­ri­ati gar­ra­nın hü­küm­le­ri ile nur­lan­dı­ran Al­la­ha ait­tir. Se­lat-u Selam; on­la­rı varis ey­le­yen ve on­la­rı bazı ne­bi­le­re ben­ze­ten Re­su­lu­mu­ze ait­tir. Ve Hane hal­kı­na, on­la­ra nefes ne­fe­se tabi olup aynı yolda yü­rü­yüp olan­lar­la be­ra­ber olan ar­ka­daş­la­rı­na da se­lat-u selam olsun. Bun­dan sonra kud­ret­li ve zen­gin olan Rab­bi­ne muh­taç, ac­zi­ni ve ku­su­ru­nu iti­raf eden el-Alim, el-Fa­dil, en-Neh­rir Meh­met es-Sab­ri b. Ali Ka­la­fat zade diye bi­li­nen –Allah ona iyi­lik zi­ya­de­lik ihsan ey­le­sin- ilmin imar edi­len­ler­den ve sarf edi­len­le­rin en ne­fi­si ol­du­ğu­nu ve tah­si­li için bi­nek­le­re bi­ni­lip yer­le­re ve çöl­le­re gi­di­len­dir diyor. Al­la­hu Teala şöyle bu­yur­du:
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰیهُ اٰتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقٖينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا
    Kehf su­re­si­18.62 - Ora­dan uzak­laş­tık­la­rın­da Mûsâ be­ra­be­rin­de­ki gence, "Öğle ye­me­ği­mi­zi getir, bu yol­cu­lu­ğu­muz­dan do­la­yı çok yor­gun düş­tük" dedi.
قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّٖى نَسٖيتُ الْحُوتَ وَمَا اَنْسَانٖيهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبٖيلَهُ فِى الْبَحْرِ عَجَبًا
    Kehf su­re­si 18.63 - Genç, "Gör­dün mü! Ka­ya­ya sı­ğın­dı­ğı­mız sı­ra­da ba­lı­ğı unut­mu­şum. –Doğ­ru­su onu sana söy­le­me­mi bana ancak şey­tan unut­tur­du- Balık şa­şı­la­cak bir şe­kil­de de­niz­de yo­lu­nu tutup git­miş­ti" dedi.
قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ فَارْتَدَّا عَلٰى اٰثَارِهِمَا قَصَصًا
    Kehf su­re­si 18.64 - Mûsâ: "İşte ara­dı­ğı­mız bu idi" dedi. Bunun üze­ri­ne tek­rar iz­le­ri­ni takip ede­rek ge­ri­sin­ge­ri dön­dü­ler.
فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا
    Kehf su­re­si 18.65 - Der­ken kul­la­rı­mız­dan bir kul bul­du­lar ki, biz ona ka­tı­mız­dan bir rah­met ver­miş, ken­di­si­ne ta­ra­fı­mız­dan bir ilim öğ­ret­miş­tik.
قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا
Kehf su­re­si 18.66 - Mûsâ ona, "Sana öğ­re­ti­len bil­gi­ler­den bana, doğ­ru­ya ile­ti­ci bir bilgi öğ­ret­men için sana tabi ola­yım mı?" dedi.
    Al­la­hu Teala şöyle bu­yur­du:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذٖينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُوا الْاَلْبَابِ
    Zümer su­re­si 39.9 - De ki: "Hiç bi­len­ler­le bil­me­yen­ler bir olur mu?" Ancak akıl sa­hip­le­ri öğüt alır­lar.
    Al­la­hu Teala şöyle bu­yu­rur:
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰؤُا
    Fatır su­re­si 35.28 - Allah'a karşı ancak; kul­la­rı için­den âlim olan­lar derin saygı du­yar­lar. Mü­ba­rek olan, cö­mert olan ve şef­kat­li olan Re­su­lul­lah s.a.s bu­yur­du:
''من يرد الله به خيرا يفقه فى الدين '' Allah kime hayır murat eder­se onu dinde fakıh eyler. Eş-Şey­han bu ha­di­si ri­va­yet etti. Mü­ba­rek olan ve cö­mert olan Re­su­lul­lah s.a.s. bu­yur­du: ''فضل العلم خير من العبادة وفضل دينكم الورع '' İlmin fa­zi­le­ti iba­det­ten ha­yır­lı­dır. Di­ni­ni­zin fa­zi­le­ti takva sa­hi­bi ol­mak­tır. Bu ha­di­si İmam Ta­be­ra­nı ve İmam el-Bez­za­zi hasen is­na­di ile ri­va­yet et­ti­ler. Şe­ref­li mü­ba­rek ve cö­mert olan Re­su­lul­lah s.a.s bu­yur­du:
'' من سلك طريقا يطلب فيه علما سهل الله له طريقا الى الجنة وان الملئكة لتضع اجنحتها رضاء لطالب العلم وان العالم ليستغفر له من فى السموات ومن فى الارض حتى الحيتان فى الماء وفضل العالم على العابد كفضل القمر ليلة البدر على سائر الكواكب وان لعلماء ورثة الانبياء وان الانبياء لم تورثوا دينارا ولادرهما انما ورثوا العلم فمن اخذه بحظ وافر ا''
    Her kim din il­mi­ni tah­sil için yola ko­yu­lur ve her se­be­be baş­vu­rur­sa Allah Cen­ne­te varan yolu onun için ko­lay­laş­tı­rır. Me­lek­ler, ilim ta­li­bin­den mem­nun ola­rak ka­nat­la­rı­nı (üzer­le­ri­ne)ko­yar­lar. Se­ma­vat ve yerde olan­lar ve hatta su­da­ki ba­lık­lar alim için is­tiğ­far eder­ler. Ali­min abid üze­rin­de­ki üs­tün­lü­ğü do­lu­nay­lı ge­ce­de ayın diğer yıl­dız­la­ra üs­tün­lü­ğü gi­bi­dir. Alim­ler pey­gam­ber­le­rin va­ris­le­ri­dir. Pey­gam­ber­ler, ne dinar ne dir­hem miras bı­ra­kır­lar, ama ilim miras bı­ra­kır­lar. Kim ilim elde eder­se, bol bir nasip elde etiş­tir. Bunu İmam Tir­mi­zi ri­va­yet etti. Bu nakli de­lil­dir. Ancak akli şa­hit­ler aynı şe­kil­de çok­tur. Kim bun­la­rı gör­mek is­ter­se Al­la­hu Te­ala­nın şu aye­tin tef­si­ri­ne mü­ra­ca­at etsin.
وعلم ادم الاسماء ''Ademe bütün isim­le­ri öğ­ret­ti'' Ba­ka­ra 31. İmam bu ko­nu­da dedi. ''ilmin kemal ve şeref sı­fa­tı ol­du­ğu­nu, ce­ha­le­tin­de nok­san­lık sı­fa­tı ol­du­ğu­nu bi­li­niz. Bu za­ru­ret­le akıl­lı­lar­ca bi­li­nen bir iştir. Bun­dan do­ayı­dır ki alim olan adama ey cahil de­ni­lir­se o şahıs bunun yalan ol­du­ğu­nu bil­se­de bun­dan ezi­yet duyar. Yine şayet cahil olan bir kim­se­ye ey alim de­ni­lir­se o şahis bunun böyle ol­ma­dı­ğı­nı bil­di­ği halde bu­nun­la fe­rah­la­nır. Bun­la­rın her bi­re­ri ilmin başlı ba­şı­na şe­ref­li ve se­vi­len ol­du­ğu­nun de­li­li­dir. Ce­ha­let ise başlı ba­şı­na nok­san­lık­tır. Bu ümmet, is­na­dın bakı kal­ma­sı­na özel önem verdi. O is­nad­da dini is­nad­dır. Bu sağ­lam isnat ol­ma­say­dı is­te­yen is­te­di­ği­ni söy­ler­di. Bun­dan do­la­yı öm­rü­nün uzun müd­de­ti­ni akli ve nakli ilim tah­si­li için sar­fe­den­ler­den ve za­ma­nın fa­zi­let­li­le­ri­nin mec­lis­le­rin­de hazir olan ve o mec­lis­ler­den na­si­bin en uygun ola­nı­na nail olan el-Alim el-Fa­dil en- Nah­rir el-Ka­mil ilim­ler­de deniz gibi olan, an­la­ma­da kesin bil­gi­ye sahip olan Meh­met Hamdi ibni Mu­ham­met Sabri Ri­ze­li Ka­la­fat zade diye şöh­ret bu­lan­dır. Allah onu sev­dik­le­ri­ne ve razı ol­duk­la­rı­na mu­vaf­fak ey­le­sin. Ve so­nu­nu ev­ve­lin­den daha ha­yır­lı ey­le­sin. Bu mec­li­si ha­zır­lı­yan­lar­dan­dı. Bazı ki­tap­la­rın okun­ma­sın­da yakın olan ve özen gös­te­ren­ler­den­di. Bende ona ol­gun­lu­ğa eriş­ti­ği­ne dair sa­mi­mi dav­ran­dım. Allah ona da­ha­da faz­la­sı­nı ver­sin. Sonra ben­den ica­zet talep etti. Çünkü ken­di­si adet üzere ica­zet alma müd­de­ti­ni ifa etti. Ve fen ki­tap­la­rın­dan alın­ma­sı örfe göre olan ilim­le­ri ala­rak öğ­re­ni­mi­ni ta­mam­la­dı. İcazet ve­ril­me­ye ehi­lim zanni ile ica­zet talep etti. Ben onun bu zan­ni­ni ica­zet talep edil­me­ye ehil oma­sam­da ica­zet­ten başka ica­zet ver­me­yi güzel bul­dum. Ken­di­si­ne ri­va­yet edil­me­sin­de beis ol­ma­yan na­za­ri olsun ameli olsun akli olsun nakli olsun hadis olsun tef­sir olsun usul olsun füru olsun bütün ilim­ler­den ica­zet ver­dim. Şun­dan do­la­yı­dır ki der­sin­de ve ame­lin­de ze­ki­dir ve pay­la­şım­cı­dır. Tek­tir. Ma­lik­tir. Zor du­rum­lar­da to­par­la­yı­cı ve an­la­yış­lı­dır.
يَكَادُ زَيْتُهَا يُضٖیءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ
    Nur su­re­si 24.35 - Bu ağa­cın yağı, ateş do­kun­ma­sa bile ne­re­dey­se ay­dın­la­ta­cak (kadar ber­rak)tır. Nur üs­tü­ne nur. Allah gü­ne­şi daimi ey­le­di. Ben şeri ilim­le­ri, edebi, akli, nakli fen ilim­le­ri­ni el-Fa­zil el-Ka­mil her­ke­sin üs­ta­zi olan el-Ha­ci Mus­ta­fa bin Ali el-Hil­mi –Malik zade diye bi­li­nir-Al­lah ona lütfu ve hi­da­ye­ti ile ihsan ey­le­sin. O da ica­ze­ti­ni Haci İsmail Efen­di bin Mus­ta­fa­dan aldı. Hafız zade diye bi­li­nir. Allah ona iyi­lik ve zi­ya­de­lik ihsan ey­le­sin. O da il­mi­ni Ab­dur­rah­man bin Mus­ta­fa­dan aldı. Haci İvan­za­de diye bi­li­nir. O da il­mi­ni Yahya bin Ah­met­ten aldı. Hasan Efen­di­za­de diye bi­li­nir. O da il­mi­ni büyük imam­lar­dan aldı. İlmi tah­sil etmek için do­ğu­nun zor­luk­la­rı­na ve sı­kın­tı­la­rı­na gitti. On­la­rın ders mec­lis­le­ri­ne ka­tıl­dı. On­lar­dan bi­ri­de ha­ya­tı­nın se­be­bi olan ve ru­ha­nı ve cis­ma­ni ke­ma­li olan el-Alim el-Amil el-Fa­zil Ahmet bin. Hasan ba­ba­sı­dır. Kadi kö­yün­de doğan ve ika­met eder. Allah onu em­ni­yet­li karar yur­du­na ulaş­tır­sın. O ica­ze­ti­ni el-Fa­dil el-Ka­mil el- Mu­kem­mel her­ke­sin us­ta­zi Kon­ya­lı Kara Ha­lil­den aldı. O ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de eş-Şeyh el-Alim el-Amil it­ti­fak­la ufuk­la­rın us­ta­zi es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­dim­den aldı. Müfti el-Ha­dim diye meş­hur ol­muş­tur. Eş-Şeyh el-Al­la­me ve en-Nah­rir el-Feh­ha­me men­kul ve makul mi­za­na denk us­ta­zı­mız ve vaz­ge­çil­me­zi­miz ve Mev­la­mız eş- Şeyh es- Seyit Halil bin İbra­him el-Fi­reb­ri de ica­zet al­dık­la­rın­dan­dır. O da ica­ze­ti­ni es-Se­yit Mu­ham­met Naim bin Ahmet el-Ha­di­mi­den ve es-Se­yit Ab­dul­lah el-Ha­di­mi ve kar­de­şi es-Se­yit Mu­ham­met Emin el-Ha­di­mi­den aldı. Onlar ica­zet­le­ri­ni es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­di­mi­den al­dı­lar. Müfti el-Ha­dim diye meş­hur­dur. O da aynı şe­kil­de ica­ze­ti­ni alim­le­rin baş­ka­nı ve fa­zi­let­li­le­rin seç­ki­ni eş-Şeyh Mu­ham­met el-Bur­ve­ri­den aldı. Çeş­me­ci­za­de diye meş­hur­dur. Allah ona dün­ya­da ve ahi­ret­te azik ver­sin. O ica­ze­ti­ni el-Fa­dil müfti hadim diye meş­hur olan­dan aldı. El-Alim el-Amil ve el-Fa­zil el-Ka­mil us­ta­zı­mız ve şe­hi­miz de ica­zet al­dık­la­rın­dan­dır. O Al­lah­tan baş­ka­sı­na ih­ti­ya­cı ol­ma­yan İbra­him bin. Ve­li­yud­din el-Hu­mey­di­dir. Allah ebedi ke­re­mi ile ona ikram ey­le­sin. Buna el-Fa­dil el-Alim en-Na­kid(eleş­ti­ren) el-Mü­kem­mel ica­zet verdi. O ica­ze­ti­ni adi geçen en- Nah­rir eş-Şeyh es-Se­yit el-Ha­lil bin İbra­him et-Tur­be­vi­den aldı. Se­ne­di el-Fa­dil müfti el-Ha­di­me ula­şır. El-Fa­dil el-Mu­hak­kık ve el-Ka­mil el-Mu­dak­kık Mu­ham­met Emin bin Osman bin. Mus­ta­fa ez-Za­fe­ra­ni de ica­zet al­dık­la­rın­dan­dır. O ica­ze­ti­ni el-Ha­lil Ak­hi­sa­ri­den aldı. Bu sil­si­le eş-Şeyh er-Re­is Ebi Ali el-Hü­se­yin bin. Ab­dul­lah Si­na­ya kadar ula­şır. O da ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de eş-Şeyh el-Al­la­me ve en-Nah­rir el-Feh­ha­me akli ve nakli mu­adi­li usul ve füru dal­la­rı­nın şa­ibe­le­rin­den uzak olan, hak­kın­da hangi fen varsa o fen onda var­dır, hangi ilim varsa o ilim onda var­dır gibi söy­le­nen­ler doğ­ru­dur. El- Elmai mak­bul mi­sa­fir­per­ver, ve is­te­ni­len te'lif­ler, ha­kı­kat sa­hi­bi it­ti­fak­la in­ce­le­me yapan her­ke­sin uz­laş­tı­ğı us­ta­dı eş-Şeyh İsmail bin. Şeyh Mus­ta­fa bin. Mah­mut el-Kel­bi­den aldı. Allah ona gaybi ilim­ler­de iyi­lik­ler ve gü­zel­lik­ler ikram ey­le­sin. O da ica­ze­ti­ni Mev­la­mız Mu­ham­met bin. Yusuf -Müf­tü­za­de diye bi­li­nir-dan aldı. Az sonra an­la­ta­ca­ğım gibi se­ne­di ni­ha­ye­te varır. O da ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de eş-Şeyh el-İmam el-Al­la­me mu­hak­kı­kın ef­da­li, in­ce­le­me ya­pa­nın örnek olanı eş-Şeyh Mu­ham­met bin. Eş-Şeyh Yusuf An­ta­kı­den(An­tak­ya­lı) aldı. Müf­ti­za­de Efen­di diye meş­hur­dur. Allah Teala Ona ebedi ve son­suz­luk ke­re­mi ile ik­ram­da bu­lun­sun. O da ica­ze­ti­ni eş-Şeyh el-Alim el-Amil her­ke­sin fa­zi­let­li­si es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­di­mi­den aldı. Müfti el-Ha­di­mi diye meş­hur­dur. O da ica­ze­ti­ni ba­ba­sı eş-Şeyh el-Fa­dil el-Ka­mil Mus­ta­fa el-Ha­dim­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni Mu­ham­met bin. Ahmet et-Tar­su­si­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni Mu­ham­met bin Ali el-Ka­mil­den aldı. Bu sil­si­le es-Se­yit eş-Şe­ri­fe kadar ula­şır. O da ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de Efen­di­miz es-se­yit el-Ha­dim Ahmet bin. Ab­dur­rah­man bin. Ab­dul­lah Nev­şe­hir­li­den aldı. Pe­çe­li­za­de diye meş­hur­dur. İca­ze­ti­ni ba­ba­sın­dan aldı. Ba­ba­sı­da ica­ze­ti­ni Mu­ham­met el-Fa­dıl­dan aldı. Ba­sak­lı­za­de diye bi­li­nir. Se­ne­di ile el-Mu­hak­kık es-Sa­dud­din et-Taf­ta­za­ni­ye ula­şır. O ica­ze­ti­ni ba­ba­sı el-Müf­ti An­tak­ya(An­tak­ya müf­tü­sü) el-Fa­dil Yusuf bin. İsmail bin. Ab­dul­la­tıf­dan aldı. Oda ica­ze­ti­ni Ab­dur­rez­zak el-An­ta­kı(An­tak­ya­lı) ve el-Hü­se­yin­den aldı. Sa­be­ri­za­de diye meş­hur­dur. Ve eş-Şeyh Mu­ham­met el-Ye­ma­ni­den aldı. Ye­ma­ni ica­ze­ti­ni Ab­dul­hay­dan aldı. Bu sil­si­le Mu­ham­met bin. Hü­se­yin eş-Şey­ba­ni­ye kadar gider. Oda ica­ze­ti­ni el-İmam el-Azam Numan bin. Sabit Ebi Ha­ni­fe­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de sa­hi­hi el-Bu­ha­ri ve el-Müs­li­min şerh edeni Yusuf Efen­di­za­de diye bi­li­nen­den aldı. Bu sil­si­le se­ne­di ile Ebi Ha­ni­fe­ye ula­şır. Oda ica­ze­ti­ni Ham­mad bin Sü­ley­man­dan aldı. Oda ica­ze­ti­ni İbra­him Yezit en-Na­ha­iden aldı. Oda İlki­me­den oda Ab­dul­lah bin. Me­sud­dan (Allah ondan razı olsun) O da şe­ref­li kerem sa­hi­bi ve mü­ba­rek olan en-Ne­bi s.​a.​s.​den ica­zet aldı. O da Ceb­ra­il a.​s.​dan ica­zet aldı. O da ben­ze­ri nok­sa­nı ol­ma­yan Te­ba­re­ke ve Teala olan Al­lah­tan ica­zet aldı. Bunun ica­ze­ti ve se­ne­di tef­sir, hadis, fıkıh, ha­ki­kat ve yüce Nak­şi­ben­di Ta­ri­ka­ti ile hu­su­si­yet ifade eder. Oda ica­ze­ti­ni el-Fa­dil el-Ka­mil el-Mü­kem­mel Mev­la­na­mız Mu­ham­met Şerif Ha­fi­di eş-Şeyh Mu­ham­met Ömer el-Aziy el-Ami­ri Şam­da­ki Şafii müf­tü­sün­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni şeyhi Mu­ham­met Şa­kir­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni şeyhi eş-Şeyh Ahmet bin. El-At­tar­dan aldı. Oda ica­ze­ti­ni eş-Şeyh İsmail el-Ac­lu­ni­den aldı. Oda aynı şe­kil­de et-Ta­ri­ka­tu el-Aliy­ye en-Nak­şi­ben­diy­ye ica­ze­ti­ni el-Mu­kır­ru el-Ve­li es-Sa­lih eş-Şeyh Ömer eş-Şey­ba­ni­den aldı. Oda ica­ze­ti­ni eş-Şeyh Abdu en-Nab­lu­si­den aldı. Ancak eş-Şeh İsmail el-Ac­lu­ni­nin se­ne­di ben­zer­lik­le zik­re­dil­miş­tir. Fakat onun bazı se­ne­di mü­el­li­fi­ne ula­şa­rak ya­zıl­mış­tır. Va­sıy­ye­tin ta­mam­lan­ma­sın­dan sonra bu sil­si­le­de top­la­ma­yı bu is­na­dın ta­mam­lan­ma­sı­nın uza­ma­sın­dan kork­tu­ğum­dan ter­ket­tim.
M M M
Ben el-Fa­kır el-Ve­ri Meh­met Sabri. Ka­la­fat­za­de diye bi­li­nir.
بسم الله الرحمن الرحيم
    Hamd; İsim­le­ri Adem a.s. a öğ­re­ten O ilmi güzel sözü
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَاءِ
    -İbra­him Su­re­si 14.24 - Gör­me­din mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal ge­tir­di? (Güzel bir söz),- kökü sağ­lam, dal­la­rı göğe yük­se­len bir ağaç gi­bi­dir. Diye bu­yu­ran, Onu (Ademi) nü­büv­vet­le te­mi­ze çı­ka­ran ve Onu temiz ey­le­yen Al­la­ha ait­tir. Murat et­ti­ği­ne hük­me­den ve di­le­di­ği­ni yapan Allah c.c. nok­san sı­fat­lar­dan uzak oldu. Ade­min nes­lin­den ka­rın­la­rın­dan halk­lar ve ka­bi­le­ler ya­rat­tı. On­la­rın ara­sın­da ha­li­fe­ler var­dır. On­la­ra re­sul­ler ve ne­bi­ler gön­der­di. Kur'an, Ne­bi­ler ve doğru inanç sa­hip­le­ri ile hakkı ba­tıl­dan ayır­dı. Ba­zı­la­rı­nı ba­zı­la­rı­nın üze­ri­ne doğ­ru­luk ve saf­lık­la fa­zi­let­li kıldı. Fa­zi­let Allah'ın kud­ret elin­de­dir. Onu di­le­di­ği­ne verir. Allah alim­le­ri En­bi­ya­la­rın ve sa­dık­la­rın va­ri­si ey­le­di. Ba­zı­sı­nın de­re­ce­si­ni ba­zı­sı­nın üze­ri­ne yük­selt­ti. Di­le­di­ği­ni rah­me­ti­ne ka­vuş­tu­rur. Allah alim­le­rin ma­ka­mı­nı ken­di­si­ne saygı sa­ye­sin­de en ala ma­ka­ma yük­selt­ti. On­la­rı yıl­dız­lar ey­le­di. On­la­rın nur­la­rı ile en yüce he­de­fe kı­la­vuz olur­lar. Kul­la­rı­nın alim­le­ri­ni par­lak lamba ey­le­di. Alim­ler­le şe­ri­atı­nı bol su gös­ter­di. Bu sa­yı­lan­la­rı ya­pa­na ait­tir hamd. Salat u selam şekil verme ba­kı­mın­dan kamil olan­la­rın en mü­kem­me­li­ne, mah­lu­ka­tın en ta­ma­mı­na ahlak ba­kı­mın­dan en yü­ce­le­rin en yü­ce­si­ne, ki Allah u Teala hak­kın­da şöyle bu­yur­du:
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ
    Kalem su­re­si 68.4 - Sen el­bet­te yüce bir ahlâk üze­re­sin. Nesep yö­nün­den en şe­ref­li­si, değer yö­nün­den daha asılı, ilim yö­nün­den en mü­kem­me­li, an­la­yış yö­nün­den en gü­ze­li, on­la­ra şe­ri­at ve­ril­di, on­la­ra yol gös­te­ril­di, delil ola­rak on­la­rı hay­re­te bı­rak­tı, din ola­rak on­la­ra en doğ­ru­yu verdi, sevap ola­rak en ço­ğu­nu ver­di­ği Mu­ham­med'e Allah onu alem­le­re rah­met ola­rak gön­der­di. Allah Onun hak­kın­da şöyle bu­yur­du:
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ
    En­bi­ya Su­re­si 21.107 - (Ey Mu­ham­med!) Seni ancak âlem­le­re rah­met ola­rak gön­der­dik.
Bütün mah­lu­ka­ta açık­la­yı­cı ayet­ler­le müj­de­le­yi­ci ve uya­rı­cı ola­rak gön­der­di. Ve açık Arap­ça Kur'an Kerim ile gön­der­di. Salat u selam aile­si­ne olsun. O aile­si gece gün­düz şe­ri­atı­na yar­dım etmek için ya­nın­da durdu. Hüküm koy­ma­da kay­nak olan ka­ran­lı­ğa karşı ay­dın­lık olan As­ha­bı­na da salat u selam olsun. Ke­sin­lik­le aklın baş­lan­gı­cı açık de­ğil­dir. Nakli de­lil­ler ise şa­hit­tir­ler. İki dünya sa­ade­ti şer'i ilim­le­re ba­ğım­lı­dır. Ta­lep­ler­de­ki kesin ba­şa­rı ve fa­zi­let­ler­de tak­di­me daha layık olanı hu­su­si­yet­ler­de ta­zi­me daha li­ya­kat­li ve fa­ide­li olan­la­rın ik­ra­ma daha de­ğer­li olanı talep edi­le­nin en fay­da­lı olanı onu ifade edi­yo­rum o şer'i ilim­ler­dir. Özel­lik­le fe­ra­iz il­mi­dir.
Re­su­lul­lah s.a.s. şöyle bu­yur­du:
تعلموا الفرائض و علموها الناس فانها نصف العلم
    ''Fe­ra­iz il­mi­ni öğ­re­ni­niz. Onu in­san­la­ra öğ­re­ti­niz. Fe­ra­iz ilmi ilmin ya­rı­sı­dır.'' O (Fe­ra­iz ilmi)har­ca­nı­lan en nefis ça­lış­ma­lar­dır. Tah­si­li­ne zen­gin­ler ve fa­kir­ler­den büyük alim­ler­den bel­de­ler ve şe­hir­ler­den binip git­ti­ler. (Fe­ra­iz il­mi­ni öğ­ren­di­ler). Beyaz şe­ri­atın bakı kal­ma­sı emin alim­le­rin be­ka­sı ile müm­kün­dür. Bun­dan do­la­yı­dır ki on­la­rın (alim­le­rin) ben­ze­ri­ni En­bi­ya­la­rın ben­ze­ri yap­mış­tır. Allah u Teala şöyle bu­yur­du:
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰؤُا اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ غَفُورٌ
    Fatir Su­re­si 35.28 - Allah'a karşı ancak; kul­la­rı için­den âlim olan­lar derin saygı du­yar­lar. Şüp­he­siz Allah mut­lak güç sa­hi­bi­dir, çok ba­ğış­la­yan­dır.
Başka bir ayet­te şöyle bu­yur­du:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذٖينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ
    Zümer Su­re­si 39.9 - De ki: "Hiç bi­len­ler­le bil­me­yen­ler bir olur mu?"
Başka bir ayet­te şöyle bu­yu­rur:
يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ
    Mu­ca­de­le Su­re­si 58.11 -Al­lah içi­niz­den ina­nan­la­rın ve ken­di­le­ri­ne ilim ve­ri­len­le­rin de­re­ce­le­ri­ni yük­selt­sin.
Re­su­lül­lah s.a.s şöyle bu­yur­du:
من يريد الله به خيرا يفقهه فى الدين
    ''Allah kime hayır murat eder­se onu dinde fakih eyler''.
Başka bir ha­di­si şe­rif­te şöyle bu­yu­rur:
يلتمس فيه علما سهل الله له طريقا الى الجنة من سلك طريقا
وان الملائكة لتضع اجنحتها لطالب العلم رضا بما يصنع و ان العالم ليستغفر له من فى السموات ومن فى الارض حتى الحيتان فى الماء وفضل العالم العابد كفضل القمر على سائر الكواكب
وفضل العالم العابد كفضلى على ادناكم ولفقيه واحد اشد عن الشيطان من الف عابد غير فقيه ما عبد الله بشئ فى وجه الارض افضل من فقه فى الدين
    ''Bir kimse; ilim elde emek ar­zu­suy­la bir yola gi­rer­se, Allah cc o ki­şi­ye cen­ne­tin yo­lu­nu ko­lay­laş­tı­rır. Mu­hak­kak me­lek­ler yap­tı­ğın­dan hoş­nut ol­duk­la­rı için ilim öğ­ren­mek is­te­yen kim­se­nin üze­ri­ne ka­nat­la­rı­nı ge­rer­ler. Gök­ler­de ve yerde bu­lu­nan­lar, hatta suyun için­de ba­lık­lar bile alim ki­şi­ye Allah'tan mağ­fi­ret di­ler­ler. Abid Âli­min üs­tün­lü­ğü, ayın diğer yıl­dız­la­ra olan üs­tün­lü­ğü gi­bi­dir. Abid ali­min üs­tün­lü­ğü benim en aşa­ğı­nı­za olan üs­tün­lü­ğüm gi­bi­dir. Bir fakih; şey­ta­na karşı alim ol­ma­yan bin abit­ten daha şid­det­li­dir. Yer­yü­zün­de dinde fakıh olan kul­dan daha fa­zi­let­li hiç­bir şey ile Al­la­ha iba­det et­me­di.''
Ey Al­la­him biz­le­ri dinde fakih eyle. Bize tevil il­mi­ni öğret. Bun­lar­dan baş­ka­sı re­sim­li ha­ya­let gi­bi­dir. Sanki aklı ve gö­rü­şü ol­ma­yan hay­van­lar gi­bi­dir. Kim öm­rü­nü ilme har­car­sa ondan na­si­be ula­şır. Al­lah­tan zafer ve nehri ka­ri­bi lüt­fen ver­me­si­ni is­te­riz. El-Fa­dil, el-Ka­mil, el-Ele­mi, el-Mah­dum, el-Feh­ham, Zeynu l-Ule­ma, Havi ilmi l-Fe­ra­iz ve Cami er-Ru­sum, Ev­ha­diy-Ta­bı' O da Berri Meh­met Hamdi ibn-i Meh­met Sabri KA­LA­FAT­ZA­DE diye bi­li­nir. Fa­ki­rin mec­li­sin­de hazır bu­lun­du. Uzun zaman ve su­re­de lazım olanı ilim­den bir payı ben­den aldı. Bun­dan Fe­ra­iz il­mi­ni kas­te­di­yo­rum. Murad et­ti­ği­ni önün­de­ki ders­le­ri ta­le­be­le­rin in­ce­le­di­ği ba­his­le­ri ve mü­na­za­ra eden­le­rin mü­na­za­ra­la­rı­nı kas­te­di­yo­rum on­la­rı ben­den aldı. Bun­lar Sul­tan-i Azam Mu­ham­met Han ibn-i es-Sul­tan el-Ga­zi Abdu l-Me­cit Han gün­le­rin­dey­di. Allah dev­le­ti­ni ada­let ve ihsan ile devam et­tir­sin. Sonra ben­den ica­zet is­te­di. Çünkü O ica­zet alma müd­de­ti­ni adet üzere ye­ri­ne ge­tir­di. İca­ze­tin alın­ma­sın­da fenni ki­tap­lar­dan ica­zet al­ma­ya ehil ol­du­ğu­nu zan­ne­de­rek gay­re­ti­ni ta­mam­la­dı. Bende ica­zet alma zan­nı­nı güzel gör­düm. İcazet al­ma­ya ehil ol­ma­sa da bunun ya­nın­da ben ona ilmi fe­ra­iz­de ve müş­kül­le­rin çö­zü­mü­nü izah et­me­de dö­kü­ma­nı­nı or­ta­ya koy­ma­da ken­di­si­ne ica­zet ver­dim. Al­la­ha saygı gös­ter­me­ni, salıh amel­ler yap­ma­nı, Allah'ın rı­za­sı­nı al­ma­nı, nef­sin ar­zu­sun­dan, kö­tü­lük­ler­den ve bi­dat­ler­den ve ha­ta­lar­dan ka­çın­ma­nı sana va­si­yet edi­yo­rum. Ben kul­la­rın en za­yı­fı ve en fa­ki­ri­yim. Fe­ra­iz il­mi­nin mü­za­ke­re­si­ni bize kolay eden Al­la­ha hamt olsun. Meh­met Sabri b. Ali el-Hil­mi Ka­la­fat zade diye bi­li­nir. Ey Allah'ım ba­ba­mı­zın, ho­ca­mı­zın, ta­le­be­le­ri­mi­zin ve bize hayır va­si­yet ede­nin me­kâ­nı­nı nimet yurdu eyle. Ben bu ilmi ilk önce el-Ka­mil el-Fa­dil ve ilmi fe­ra­iz­de yazan, Rab­bı­nın ma­ri­fe­ti­ne dalan el-Fe­rik; El-Hac Mus­ta­fa el-Hil­mi b. Ali Malik zade diye bi­li­nir. Allah ona iyi­lik ve zi­ya­de­lik ikram ey­le­sin. O da il­mi­ni Hafiz zade diye bi­li­nen Haci İsmail Hakkı'dan aldı. O da il­mi­ni el-Ka­mil el-Fa­zil el-Hac Ab­dur­rah­man b. Mus­ta­fa b. İbra­him den aldı. O da il­mi­ni ilmi fe­ra­iz­de el-Fa­dil olan Mus­ta­fa b. Hafiz el-Afa­fi den aldı. O ilmi fe­raz­de el-Fa­dil el-Ka­mil es-Se­yit el-Hac el-Ha­fiz Hü­se­yin b. Ab­dul­fet­ta­hın ta­le­be­si­dir. O da büyük nu­mu­ne el-Ha­fiz el-Hac Mu­ham­met bin.İbra­him To­kat­lı­nın ta­le­be­si­dir. O da büyük nu­mu­ne Osman Efen­di elik Pa­zar­lı­nın ta­le­be­si­dir. Allah onu ba­ğış­la­ma­sıy­la ko­ru­sun. Büyük nu­mu­ne öğ­ren­ci el-Fa­zil el-Ka­mil el-Hac İsmail İslam­bol­da ter­ke­dil­miş ki­tap­la­rı ez­ber­le­mek­le meş­hur öğ­ren­ci­dir. O büyük nu­mu­ne el-Fa­sil el-Ka­mil müş­kül­le­ri çözen, iki­lem­li şey­le­ri ve ve­him­le­ri keş­fe­den el-Fa­ik Meh­met Efen­di Dibağ zade diye meş­hur. Yine el-Fa­zil el-Mu­hak­kık Meh­met Efen­di Eyüp el-En­sar'da eHa­sim şer'i diye meş­hur­dur. El-Fa­zil el-Ka­mi­lel-Alim el-Mu­dak­kık Ahmet Efen­di El-Kür­di. Rakmi Osman Efen­di. O el-Fa­zil el-Ka­mil el-Mü­dek­kik e-Ha­fiz Meh­met Efen­di­nin ta­le­be­si­dir. O da el-Fa­zil el-Ka­mil el-Mü­dek­kik Ab­dul­lah Efen­di Kos­tan­ti­niy­ye de tür­be­da­rın ta­le­be­si­dir. O da Ebu Yusuf Allah ona geniş rah­me­ti ile mer­ha­met ey­le­sin ta­le­be­si­dir. O da Ebu Be­kir-i Sıd­dık'ın r.a. ta­le­be­si­dir. O da Re­su­lul­lah s.a.s. in ta­le­be­si­dir. Allah bize yevmi ce­za­da şe­fa­atı­nı Ne­biy­yi sa­ka­la­yın hür­me­ti­ne kolay ey­le­sin.
والحمد لله رب العالمين
    Hamd; Alem­le­ri Rabbi Al­la­ha ait­tir. El-Ha­kır el-Fa­kır kadir olan Rab­bi­nin rah­me­ti­ne muh­taç Ri­ze­li Allah O nu ve ana­sı­nı ba­ba­sı­nı ve ho­ca­sı­nı af­fet­sin. On­la­ra ve Ona iyi­lik ey­le­sin. Meh­met Sabri er-Ri­ze­vi (Ri­ze­li). KA­LA­FAT ZADE.
بسم الله الرحمن الرحيم
    Sonra kendi nef­si­me ve diğer sev­dik­le­rim­le Al­la­hu Te­ala­nın ge­nel­lik­le en­bi­ya­la­rı­na bi­lu­mum ev­li­ya­la­rı­na tav­si­ye et­tik­le­ri­ni sana tav­si­ye ede­rim. Nebi s.a.s kar­deş­le­ri­ni temiz ey­le­di. Ar­ka­daş­la­rı­nı takva ile sağ­lam­laş­tır­dı. Çünkü takva her şeyin ba­şı­dır. Ye­ni­len mal­dır. Onun mer­te­be­le­ri­nin fark­lı ol­du­ğu bi­li­nir. Sana ge­rek­li olanı en üst de­re­ce­si­ne ulaş­mak­tır. Mülk ile elde edil­mez. Ancak senin için önemi ol­ma­yan şey­le­ri terk ede­rek elde edi­lir. Yoksa o za­rar­lı şey­le­re dü­şer­sin. Ken­di­ni il­gi­len­dir­me­yen şey­le­ri terk et­mek­tir. Nebi s.a.s. ri­va­yet edil­di­ği gibi.
كما روى عنه صلى الله هليه وسلم علامة اعراض الله تعالى عن العبد اشتغاله بما لايعنىه
    ''Al­la­hu te­ala­nın ku­lun­dan yüz çe­vir­di­ği­nin ala­me­ti kulun ma­la­ya­ni ile meş­gul ol­ma­sı­dır''. Vak­ti­nin zerre mik­ta­rı­nı ma­la­ya­ni har­ca­ya­rak zayi etme. Böyle ya­par­san kı­ya­met günü has­ret çe­ker­sin. Ye­me­de, gi­yim­de ve ba­rın­ma­da şüp­he­li şey­ler­den Al­lah­tan baş­ka­sın­dan kalbi te­miz­le­ye­rek arın­mak ge­re­kir. Al­la­hın zik­ri­ne da­la­rak tu­tu­şup fena bil­la­ha ula­şa­rak kalbi ay­dın­lat­mak­tır. Bu ancak hal­vet (yal­nız kal­mak) ve ri­ya­zet ile kolay olur. Halk ile soh­be­ti terk etmek ile kolay olur. Özel­lik­le hal­kın avam kısmı ile soh­bet meş­gu­li­ye­ti­ni terk etmek. Meş­gu­li­yet nefsi te­miz­le­mek, ah­la­kı gü­zel­leş­tir­mek ve kalbi şöh­ret se­bep­le­rin­den sa­kın­dı­ra­rak fıt­rat üzere ol­ma­sı­nı sağ­la­mak­tır. Çünkü şöh­ret afet­tir. Elin­den gel­di­ğin­ce ar­ka­daş­la­rı­nı azalt. On­la­rın za­ra­rı­nın az ol­ma­sı kay­be­de­ce­ğin de­ğe­rin olan vak­ti­ni al­ma­ma­la­rı­dır. Sana bun­lar ula­şa­bi­le­ce­ğin aziz­lik ve şeref ve­re­mez­ler. Ga­ye­si ve ni­ha­ye­ti yok­tur. O vak­tin­den bir zerre kadar kay­bol­sa ih­ti­laf­sız kay­bo­lur. Ak­si­ne me­lik­le­rin ta­ma­mı top­lan­sa ha­zi­ne­le­rin har­ca­sa­lar ve ça­lış­ma­la­rı­nı as­ker­le­ri ile or­ta­ya koy­sa­lar kay­bo­lan zerre vakit için iba­det ede­mez­ler. Bu de­ğer­li vak­ti­ni fasit ez­gi­ler­le ve şey­ta­ni he­ves­le har­ca­ya­rak zayi etme. Se­vi­len her ha­ta­nın başı bu pis­lik­ler­le yalan ve ge­çi­ci is­tek­ler­le nef­si­ni ters yüz etme. İzzeti Mevla'nın hiz­me­tin­de talep eyle. Dünya eh­li­nin ve dün­ya­nın iz­ze­ti­ni talep etme. Böyle ya­par­san dün­ya­dan bir şey elde ede­mez­sin. Belki ömür boyu her­kes gibi zil­le­te düşer fa­kir­lik­ten kur­tu­la­maz­sın. Al­lah­tan baş­ka­sı­na ih­ti­yaç duy­ma­dan dünya iş­le­rin­de Rab­bi­ne gü­ve­ne­rek te­vek­kül eyle. Allah seni ba­ğış­lar. Ha­di­si kut­si­de alçak dün­ya­ya
اخدمى من خدمنى واتعبى من خدمك
    ''Bana hiz­met edene sende hiz­met eyle. Sana hiz­met edeni ken­di­ne köle eyle.'' De­ni­lir.
Bu gö­rü­le­bi­len tec­rü­be­ler­den­dir. Nebi s.a.s. bu­yur­du:
اعمل الدنيا بقدر مقامك فيها واعمل الاخرة بقدر بقائك فيها
    ''Dün­ya­ya ka­la­ca­ğın kadar çalış. Ahi­re­te de bakı ka­la­ca­ğın kadar çalış.''
واعمل الله تعالى بقدر حاجتك اليه واعمل للنار بقدر صبرك عليها
    Muh­taç ol­du­ğun kadar Al­la­ha çalış. Sab­re­de bi­le­ce­ğin kadar ateş için çalış. Ha­di­si şe­rif­te bu­yu­ru­lur.
كفاية لاهل النصيحة
    Eh­li­ne na­si­hat ye­ter­li­dir. Şöy­le­de de­ne­bi­lir. Ev­vel­ki­le­rin ve son­ra­ki­le­rin ilim­le­ri­nin özü­dür. En­bi­ya­la­rın ve Mür­sel­le­rin il­mi­nin ne­ti­ce­si­dir. Di­le­di­ğin kadar yaşa mu­hak­kak öle­cek­sin. İste­di­ğin kadar sev so­nun­da ay­rı­la­cak­sın. Di­le­di­ğin kadar çalış onun ile kar­şı­la­şa­cak­sın. Salih bakı olan­la­rı kay­bo­lup yok ola­cak­la­ra feda etme. Aşa­ğı­da olan basit şey­le­ri ha­yır­lı olan­lar ile de­ğiş­ti­ren­ler­den olma. Çünkü bun­la­rın hepsi Allah in­din­de siv­ri­si­ne­ğin ka­na­dı­na denk de­ğil­dir. Al­la­hu Teâlâ'nın şu aye­ti­ni düşün. Şöyle bu­yu­rur:
مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍ
    Nahil Su­re­si 16.96 - Sizin ya­nı­nız­da­ki tü­ke­nir, Allah ka­tın­da olan ise ka­lı­cı­dır. Kab­rin­de senin ile be­ra­ber ola­cak şey­le­ri ka­zan­ma­da Dün­ya­nın en­ka­zı­na karşı nef­si­ne mu­ha­le­fet eyle. Bu seni ken­di­le­ri­ne nimet ve­ri­lecek ar­ka­daş ol­ma­ya ulaş­tı­rır. Dünya eh­lin­den cum­hu­run he­va-he­ve­si­ne, on­lar­la be­ra­ber ol­mak­tan sakın. On­la­rın ma­vi­li ve çi­çek­li ar­ka­daş­lık­la­rı­na mu­ha­lif ol. On­la­ra iş­ti­rak eden­ler­den kur­tu­lan var mı? Çünkü ço­ğun­lu­ğun pis­li­ğin­de hayır yok­tur. On­la­rın gu­ru­run­dan akıl­lı olan sa­kin­le­şe­bi­lir mi? On­la­rın elin­de şiş­man­la­şır. Dün­ya­nın aziz­li­ği ze­lil­lik­tir. Onun ze­lil­li­ği aziz­lik­tir. Onun ni­met­le­ri nef­ret­tir. Onun nef­re­ti ni­met­tir. İmti­han ve sı­kın­tı yur­du­dur. Ev­ve­li za­fi­yet ve yor­gun­luk, sonu ise ölüm ve ka­bir­dir. İhsanı zor­luk ile ha­ram­dır. Se­vin­ci hüzün ile uy­ku­dur. Mah­lû­kat ile iyi geçim üzere, rah­met, mü­sa­ma­ha, dost­ça ve şef­kat­li ol. Zülüm ve kö­tü­lük edeni af ve ihsan eyle. İmkân­lar nis­pe­tin­de alçak gö­nül­lü, yu­mu­şak, kibar, kız­gın­lı­ğı­na ve öf­ke­si­ne engel ol. Al­la­ahu Te­ala­nın Ha­bi­bi Nebi s.a.s. olan şu buy­ru­ğu­nu düşün:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖينَ
    Al-i İmran 3.159 - Allah'ın rah­me­ti sa­ye­sin­de sen on­la­ra karşı yu­mu­şak dav­ran­dın. Eğer kaba, katı yü­rek­li ol­say­dın, onlar senin et­ra­fın­dan da­ğı­lıp gi­der­ler­di. Artık sen on­la­rı affet. Onlar için Allah'tan ba­ğış­la­ma dile. İş ko­nu­sun­da on­lar­la mü­şa­ve­re et. Bir kere de karar verip az­met­tin mi, artık Allah'a te­vek­kül et, (ona da­ya­nıp güven). Şüp­he­siz Allah, te­vek­kül eden­le­ri sever. Al­la­hu Teala Ne­bi­si­ni sa­ha­be­ye olan yu­mu­şak­lı­ğı­nı nasıl met­he­di­yor. Pey­gam­be­ri­mi­zin as­ha­bı­na olan rah­me­ti nasıl oldu. Sa­ha­be­nin Pey­gam­be­ri­mi­zin et­ra­fın­da top­lan­ma­la­rı­na sebep ol­du­ğu­na nasıl işa­ret edi­yor. Pey­gam­be­ri­mi­zin hu­zu­run­da tef­ri­ka­ya düş­me­di­ler. Mal, nefis ve sem­pa­ti­si as­ha­bın ih­ti­yaç­la­rı­nı ye­ri­ne ge­tir­di. Pey­gam­be­ri­miz şöyle bu­yu­rur:
افضل الاعمال بعد الايمان بالله التودد الى الناس
    ''Al­la­ha iman­dan sonra en fa­zi­let­li amel in­san­la­ra gös­te­ri­len sev­gi­dir.'' Bu bapta Pey­gam­be­ri­mi­zin küçük, to­par­la­yı­cı ha­di­si ye­ter­li­dir. O da şudur:
افضل الفضائل ان تصل من قطعك وتعطى من حرمك وتصفح عمن ظلمك''Fa­zi­let­le­rin en fa­zi­let­li olanı sen­den ala­ka­yı ke­se­ne alaka kur­man, seni mah­rum edene ver­men ve sana zul­me­de­ni ba­ğış­la­man­dır. Başka bir ri­va­yet­te ise:
وتحسن من اساء اليك وليكن صحبتك مع الصلحاء سيما فقرائهم وعليك التأدب بادابهم والانجذاب من حالاتهم وسيرتهم وتوقير فرجهم وتكثيرقضاء حاجاتهم
    ''Sana kö­tü­lük ya­pa­na iyi­lik yap­man­dır. Soh­be­tin Sa­lih­ler­le be­ra­ber ge­nel­lik­le de fa­kir­le­ri ile olsun. On­la­rın edep­le­ri ile edep­len­men, hal­le­ri­ni ve gi­di­şat­la­rı­nı cez­bet­men na­mus­la­rı­nı ko­ru­man ve ih­ti­yaç­la­rı­nı gi­de­rip temin etmen ge­re­kir. Bilki en büyük hik­met ve en fazla gaye Adem aley­his­se­la­mın bal­çı­ğın­dan iba­det­le sı­nır­lı­dır. Bu­ra­da it­ti­fa­kın fa­zi­let­li­ler ara­sın­da en efdal olanı Kur'an oku­mak­tır. Ge­nel­lik­le na­maz­la­ra Kur'an oku­mak­tır. Hu­sus­sen te­hec­cüt­te Kur'an oku­mak­tır. K. Ke­rim­de efdal olan­lar ise Al­la­hu Te­ala­nın zikri ile il­gi­li ayet­ler­dir. Çünkü bun­lar ha­tır­lat­ma­sı mik­ta­rın­ca­dır. Al­la­ha iba­det­te en efdal iba­det­ler­de başa baş Allah ile be­ra­ber ol­ma­nın de­va­mın­da Al­la­ha ulaş­ma­da ça­lı­şa­bil­di­ğin kadar çalış. Al­la­ha ulaş­mak en yüce mak­sat, en par­lak ar­zu­dur. Son sö­zü­müz­de la ilahe il­lel­lah Mu­ham­me­dun Re­su­lul­lah s.a.s. ile bizi rı­zık­lan­dır. Ve mu­vaf­fak eyle. Cö­mert oldu. Mü­ba­rek oldu. Şef­kat­li oldu. Ona mer­ha­met ey­le­sin. Hane hal­kı­na da mer­ha­met ey­le­sin. TA­MAM­LAN­DI. El-Ha­kır el-Fa­kır Gafur olan Rab­bi­nin rah­me­ti­ne muh­taç. Ey Al­la­hım O nu Ana­sı­nı, Ba­ba­sı­nı ve Ho­ca­sı­nı af­fey­le . KA­LA­FAT ZADE diye bi­li­nir.
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله الذى انبت درجة العلم فى صدور العلماء وجعل ثمارها انوار احكام الشريعة الغراء والصلاة والسلام على سيدنا ورسولنا الذى ورثهم وبعض الانبياء شبههم وعلى اله وصحبه مع الذين اتبعوهم ونهجوا مناهجهم وسلكوا سبلهم
    Hamd; İlmin de­re­ce­si­ni alim­le­rin gö­nül­le­ri­ne tohum gibi eken, mey­ve­si­ni şe­ri­at-ı gar­ra­nın ah­ka­mı­nın nur­la­rı ya­ra­tan Al­la­ha ait­tir. Sa­lat-u selam Efen­di­miz ve Re­su­lü­müz ki alim­le­ri varis (mi­ras­çi) ey­le­yen ve bazı alim­le­ri on­la­ra ben­ze­te­ne ait­tir. Ve yine aline (hane hal­kı­na) on­la­ra tabi olan me­tod­la­rı ile tavır alan on­la­rın yol­la­rın­da yü­rü­yen sa­ha­be­le­ri­ne de olsun. Bes­me­le­den hamt et­mek­ten ve sa­lat-u se­lam­dan sonra. Gani ve kadir olan Rab­bi­ne muh­taç, aciz­li­ği­ni ve ku­su­ru­nu iti­raf eden Âlim el-Fa­d


bi­za­ti­hi şe­ref­li ve se­vim­li ol­du­ğu­na de­lil­dir. Ca­hil­lik ise bi­za­ti­hi nok­san­lık­tır. Bu ümmet dini da­ya­na­ğı des­tek­le­me­yi sür­dü­re­rek her ta­ra­fı dol­dur­du. O des­tek­le­me din­dir. Bu des­tek­le­me ol­ma­say­dı di­le­yen di­le­di­ği­ni söy­ler­di. Bun­dan ka­çın­mak aklı ve nakli ilim­le­ri elde etmek için öm­rü­nün uzun bö­lü­mü­nü bu­ra­da har­car­dı. Za­ma­nın önem­li bö­lüm­le­rin­de hazır bu­lun­du. Ve o za­man­lar­da daha ve­fa­lı na­sip­le­re (alim, fazıl ve kamil yazar, ilim­le­ri an­la­yış­ta engin deniz olan Ahmet Hu­lu­si b. Hacı Ze­ke­ri­ya Kara Hasan zade Ma­pav­ri­li ola­rak bi­li­ne­ne) ulaş­tı. Allah onu sev­dik­le­ri­ne ve razı ol­duk­la­rı­na fakıh ey­le­di. So­nu­nu ev­ve­lin­den daha iyi ey­le­di. Ve bu de­ğer­li mec­lis­ler­de hazır bu­lu­nan­lar­dan­dı. Bazı ki­tap­la­rın ted­ri­si­ne ri­ayet eder­di. Bu ted­ri­sat­tan ir­şa­dın ir­şa­dı mey­da­na geldi. Allah ona fey­zi­ni ar­tır­sın. Sonra ben­den ica­zet is­te­di. Çünkü O adet ha­se­bin­ce ica­zet alma müd­de­ti­ne daha ve­fa­lıy­dı. Örfe göre fenni ki­tap­lar­dan alın­ma­sı ge­re­ke­ni ala­rak ta­mam­la­dı. Kendi zan­nın­ca ica­zet al­ma­ya ehil ol­du­ğu­nu ben de bu zan­nı­nı güzel bul­dum. Şayet ica­zet ve­ril­me­ye ehil isem lüt­fen bana ica­zet verir mi­si­niz? Na­za­ri olsun ameli olsun aklı olsun nakli olsun hadis olsun tef­sir olsun usul olsun füru olsun ri­va­yet edil­me­sin­de beis ol­ma­yan bütün ilim­ler­den ben de ona ica­zet ver­dim. Şu bir ger­çek­tir ki.ışık saç­mak onu yay­mak bunu ya­par­ken tek olmak buna sahip olmak sı­kın­tı­lı za­man­lar­da man­tık­lı ve an­la­yış­lı ol­mak­dır. Bu şuna ben­zer.
يَكَادُ زَيْتُهَا يُضٖیءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ
    Nur su­re­si 24.35 ''Bu ağa­cın yağı, ateş do­kun­ma­sa bile ne­re­dey­se ay­dın­la­ta­cak (kadar ber­rak)tır. Nur üs­tü­ne nur­dur.'' Allah gü­ne­şi daimi ya­rat­tı. Ben şer'i ilim­le­ri edebi, aklı, nakli ve fenni ilim­le­ri el-Fa­zil el-Ka­mil hep­si­nin ho­ca­sı el-Hac Mah­tef b. Ali el-Hil­mi Malik diye bi­li­nen­den al­mış­tım. Allah ona faz­la­sıy­la iyi­lik ey­le­sin. O da ica­ze­ti­ni Hafız Zade diye bi­li­nen el-Hac İsmail Efen­di b. Mah­tef­den al­mış­tı. O da ica­ze­ti­ni Hafız İvaz­za­de diye bi­li­nen Ab­dur­rah­man b. Mah­tef'den al­mış­tı. O da ica­ze­ti­ni Hasan Efen­di­za­de diye bi­li­nen Yahya b. Ahmet'ten al­mış­tı. O da ica­ze­ti­ni büyük imam­lar­dan al­mış­tı. İlim tah­si­lin­de sağ­lam ve güzel yü­rü­yüş­le­re bindi. Ders­le­ri­nin mec­lis­le­ri­ne hazır bu­lun­du. O mec­lis­ler­den ba­zı­sı ha­ya­tı­nın se­be­bi ru­ha­ni ve cis­ma­ni ke­ma­li el-Alim el-Amil el-Fa­dıl el-Ka­mil ba­ba­sı Ahmet b. Ha­san­dır. Kadı kö­yün­de ika­met eden ve orada doğdu. Allah onu karar ve di­le­di­ği yur­du­na ulaş­tır­sın. O da ica­ze­ti­ni el-Ka­mil el-Mü­kem­mel her şeyin üs­ta­dı Kon­ya­lı Kara Halil'den aldı. O da aynı şe­kil­de ica­ze­ti­ni eş-Şeyh el-Alim el-Amil it­ti­fak­la ufuk­la­rın üs­ta­dı müfti'ul-Ha­dim diye bi­li­nen es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­dim­den ica­zet aldı. Eş-Şeyh el-Al­la­me, çok an­la­yış­lı Allah yo­lun­da olan, akıl ve nakıl te­ra­zi­si­ni ada­let­le kul­la­nan üs­ta­dı­mız, ken­di­si­ne ih­ti­yaç duy­du­ğu­muz ve Efen­di­miz eş-Şeyh es-Se­yit Halil b. İbra­him el-Fe­ri­ri de ica­zet al­dık­la­rın­dan­dır. O da ica­ze­ti­ni es-Se­yit Mu­ham­met Nesim b. Ahmet el-Ha­di­mi ve es-Se­yit Ab­dul­lah el-Ha­di­mi ve Onun kar­de­şi es-Se­yit Mu­ham­met Emin el-Ha­di­mi den aldı. O da ica­ze­ti­ni Müfti el-Ha­dim diye bi­li­nen es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­di­mi den aldı. O da ica­ze­ti­ni çeş­me­ci zade diye bi­li­nen alim­le­rin baş­ka­nı ve fa­zi­let­li­le­rin hu­la­sa­sı eş-Şeyh Mu­ham­met el-Ber­ve­ri den aldı. Allah ona dün­ya­da ve ahi­ret­te zi­ya­de ey­le­sin.
O ica­ze­ti­ni Müfti el-Ha­dim el-Fa­dil den aldı. Onlar el-Alim, el-Fa­dil, el-Ka­mil üs­ta­dı­mız ve Şe­hi­miz -O Al­lah­tan baş­ka­sı­na muh­taç de­ğil­dir- İbra­him b. Ve­li­yu'd-Din el-Ha­me­di­dir. Ebedi ke­re­mi ile Al­la­hu Teala ona ikram ey­le­sin. Bana bu el-Fa­dil el-Alim el-Amil ve mü­kem­mel Nafiz ica­zet verdi. O da ica­ze­ti et-Tah­rir el-Mez­kür eş-Şeyh es-Se­yit etel-Ha­lil b. İbra­him et-Ter­be­vi se­ne­di ile el-Fa­dil diye bi­li­nen müfti el-Ha­di­me kadar ula­şan­dan aldı. Onlar ica­ze­ti el-Fa­dil el-Mu­hak­kik ve el-Ka­mil el-mü­dek­kik Mu­ham­met Emin b. Osman b. Mah­tef ez-Za­fe­ra­ni­den aldı. Oda ica­ze­ti ba­ba­sı el-Fa­dil el-Ka­mil Osman b. Mah­te­fez-Za­fe­ra­ni­den aldı. O ica­ze­ti­ni Ak­hı­sar­lı Ha­lil­den aldı. Bu sil­si­le eş-Şeyh er-Re­is Ebi Ali el-Hü­se­yin b. Ab­dul­lah b. Li­ne­si­na­ya kadar ula­şır. O da aynı şe­kil­de ica­ze­ti­ni eş-Şeyh el-Al­la­me, çok an­la­yış­lı Allah yo­lun­da olan, akıl ve nakıl te­ra­zi­si­ni ada­let­le kul­la­nan furu' ve usul­da rütbe işa­re­ti ile çare olan hak­kın­da sadık, hiç­bir fen bi­li­mi yok ki o orada tek ol­ma­sın, hiç­bir ilim ol­ma­sın ki o orada ışık ola­sın, mak­bul tas­nı­fat ve rağ­bet edi­len te'lif sa­hi­bi, it­ti­fak­la mu­hak­kik ve mü­dek­kik mu­vaf­fa­kı­yet­le her­ke­sin üs­ta­dı eş-Şeyh İsmail b. Şeyhi Mah­tef b. Şeyh Mah­mut el-Kel­bi­den aldı. Allah ona ilim­de ve gayib ale­min­de ona iyi­lik ve zi­ya­de­lik ikram ey­le­sin. O ica­ze­ti­ni Müftü zade ola­rak bi­li­nen Efen­di­miz Mu­ham­met b. Yusuf den aldı. Se­ne­di şimdi zik­re­de­ce­ğim şe­kil­de ni­ha­yet bulur. O ayni şe­kil­de ica­ze­ti­ni Şeyhu'l-İmam el-Al­le­me ve el-Hu­mam ef­da­lu'l-Mu­hak­kı­kın ve us­ve­tu'l-Mu­dak­kı­kın eş-Şeyh Mu­ham­met b. Eş-Şeyh Yusuf An­ta­kı –Müftü zade ola­rak bi­li­nir- den aldı. Allah ona ebedi son­suz­luk ke­re­mi ile ikram ey­le­sin. O ica­ze­ti­ni Müftü el-Ha­di­mi ola­rak bi­li­nen eş-Şeyh el-Alim, el-Fa­dil el-Ka­mil es-Se­yit Mu­ham­met el-Ha­di­mi den aldı. O da ica­ze­ti­ni ba­ba­sı eş-Şeyh el-Fa­dıl el-Ka­mil Mah­tef el-Ha­di­mi den aldı. O da Mu­ham­met b. Ahmet et-Tar­su­si den oda Mu­ham­met b. Ali el-Ka­mil den ica­zet aldı. Bu sil­si­le es-Se­yit eş-Şe­ri­fe kadar ula­şır. O da aynı şe­kil­de ica­ze­ti­ni Efen­di­miz es-Se­yit el-Ha­dim Ahmet b. Ab­dur­rah­man b. Ab­dul­lah Nev­şe­hir­li­den aldı. Bu Çeli zade ola­rak bi­li­nir. O da ica­ze­ti­ni ba­ba­sın­dan aldı. O da Mu­ham­met el-Fa­dil dan aldı. Bu Sa­çak­lı zade ola­rak bi­li­nir. Bu se­ne­di ile el-Mu­hak­kik Sa­det­tin et-Taf­ta­za­nı­ya ula­şır. O da ica­ze­ti­ni aynı şe­kil­de ba­ba­sın­dan el-Fa­dıl Yusuf b. İsmail b. Ab­dul­la­tıf An­tak­ya müf­tü­sün­den aldı. O da ica­ze­ti­ni Ab­dur­rez­zak An­ta­ki­den(An­tak­ya­lı) ve el-Hü­se­yin­den aldı. Cisir zade ola­rak bi­li­nir. Ve eş-Şeyh Mu­ham­met el-Ye­ma­nı den aldı. El-Ye­ma­ni ica­ze­ti­ni Ab­dul­hay dan aldı. Bu sil­si­le Mu­ham­met b. Hü­se­yin el-Şey­ba­ni­ye ora­dan da İmam el-Azam Numan b. Sabit Ebi Ha­ni­fe­ye ula­şır. O da ica­ze­ti­ni ayni şe­kil­de Yusuf Efen­di zade diye bi­li­nen el-Bu­ha­ri ve el-Müs­lim'in şa­rih­le­rin­den aldı. Bu sil­si­le se­ne­di ile Ebi Ha­ni­fe­ye Ham­mad b. Sü­ley­ma­na ona da İbra­him b. Yezid en-Ne­ha'den O na da İlkime den O na da Ab­dul­lah b. Mes'ud r.a. dan ulaş­tı. O ica­ze­ti­ni şe­ref­li, kerem sa­hi­bi ve mü­ba­rek Nebi s.a.s. den aldı. O ica­ze­ti­ni Ceb­ra­il a.s. dan aldı. O da ica­ze­ti­ni aziz celil ve teş­bih­ten ve nok­san­dan mü­ba­rek olan Al­la­hu Teala dan aldı. Onun ica­ze­ti ve se­ne­di tef­sir­den, ha­dis­ten, fı­kıh­tan, ha­ki­kat­ten ve yük­sek Nak­şi­ben­di ta­ri­ka­tın­dan aldı. Ba­zı­lar; el-Fa­dil el-Ka­mil el-Mü­kem­mel Mev­la­na Mu­ham­met Şerif to­ru­nu eş-Şeyh Mu­ham­met Ömer el-Iz­zı el-Ami­ri Şam'da Şafii müf­tü­sün­den aldı. O da ica­ze­ti­ni Şeyhi es-Se­yit Mu­ham­met Şakir'den aldı. O da ica­ze­ti­ni Şey­hin­den eş-Şeyh Ahmet b. El-At­tar'dan aldı. O da ica­ze­ti­ni eş-Şeyh İsmail el-Ac­le­va­ni­den aldı. O da ayni şe­kil­de yüce nak­şı­ben­di ta­ri­ka­ti ica­ze­ti­ni el-Ömer el-Ve­li es-Sa­lih eş-Şeyh Ömer eş-Şey­ba­ni­den aldı. O da ica­ze­ti­ni eş-Şeyh en-Nab­lu­sı­den aldı. Ancak eş-Şeyh İsmail el-Ac­lu­ni­nin se­ne­di buna ben­ze­ri şe­kil­de zik­re­dil­miş­tir. Ancak bazı se­net­le­ri­ni mü­el­lif­le­re va­rın­ca­ya ka­da­rı­nı va­si­yet sona er­dik­ten sonra yaz­dım. Bu sil­si­le­de top­lan­ma­sı uzun olur kor­ku­su ile terk ettim. Bu is­na­dın ta­ma­mı­dır. *** El-Fa­kır el-Ha­kır ilal­lah (Rab­bi­ne muh­taç alçak gö­nül­lü, gönlü zen­gin) Meh­met Sabri b. Ali Ka­la­fat­za­de Allah onu ve ana­sı­nı ve ba­ba­sı­nı re­sul­le­rin efen­di­si hür­me­ti­ne ba­ğış­la­sın. AMİN.
Ter­cü­me eden İbra­him SIR­MA­LI
Emek­li Müftü