İsra, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bir gece mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gece yürüyüşü ile götürülmesidir. Bu hadise Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinde anlatılmaktadır.
“Kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah ne kadar yücedir. Ona bazı ayetlerimizi göstermek için çevresini bereketli kıldığımız yere götürdük. Allah, her şeyi işitir ve görür.” İsra, 1
Bu ayetle isra olayının gerçekleşmiş olduğu kesindir. Buna karşılık Miraç hakkında ise Kur’an-ı Kerim’de açık bir ayet bulunmamaktadır. Ancak bazı ayetlerden zorlamayla anlam bulma çabaları elbette vardır. Örneğin Miraç kelimesi Kur’an’da geçmemekle birlikte çoğul şekli olan meâric “yükselme dereceleri” manasında Allah’a nispet edilmiştir (el-Meâric 70/3).
Miraç ise sevgili peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i Aksa’dan gökyüzüne yükseltilerek yedi kat göklerde gezdirilmesi ve nihayetinde de Allahu Teâla ile görüşmesidir. İslam ansiklopedisinde Miraç ile ilgili anlatım şöyledir.
Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş bir ism-i âlet olan mi‘râc kelimesi “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” demektir. Terim olarak Hz. Peygamber’in göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder.
İşte bu Miraç esnasında Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem Allahu teala ile görüşmesinde de 5 vakit namazın farz kılındığı ve bazı ayetlerin de orada verildiği iddia edilmektedir. Bu olaya delil olarak da hadis-i şerifler gösterilmektedir. Hadis kaynakları ile siyer ve delâil kitaplarında isrâ ve mi‘racla ilgili birçok rivayet mevcuttur. Yine İslam Ansiklopedisinde Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlerin ortak noktalarına göre olayın şu şekilde cereyan ettiği belirtilmektedir:
Bir gece Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kâbe’de Hicr veya Hatim denilen yerde iken (bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde) Cebrail geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i Aksa’da iki rekât namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrail biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem süt dolu kabı seçince Cebrail kendisine “fıtratı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Âdem, İsa, Yusuf, İdris, Harun ve Musa peygamberlerle aleyhum esselam görüştü; nihayet Beytu’l mamur’un bulunduğu yedinci semada İbrahim aleyhisselam ile buluştu. Sidretü’l müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Musa aleyhisselam, elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allahu Teâla’dan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem huzûr-i ilâhîye müracaatı ve Musa ile diyalogu devam etti.
[Buhârî, “Ṣalât”, 1, “Tevḥîd”, 37, “Enbiyâʾ”, 5, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7, “Menâḳıb”, 24, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 262-263, “Feżâʾil”, 164 / Buhari, bed'u'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakibu'l-Ensar 42; Muslim, Iman 264 (164); Tirmizi, Tefsir, Insirah, (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218).]
Ayrıca bir rivayete göre Resûl-i Ekrem’e sallallahu aleyhi ve sellem miraçta Bakara suresinin son ayetleri indirilmiş ve Allah’a ortak koşmayanların affedileceği müjdesi verilmiştir. (Müsned, I, 422; Müslim, “Îmân”, 279). Ancak bazı ayetlerin ayrı olarak nazil olmasının Kur’an’ın Cebrail tarafından indirilmesi gerçeğine aykırı düşeceği ve bu tür rivayetlerin ayetlerin faziletine hamledilmesi gerektiği belirtilmiştir (Akpınar, sy. 1 [1996], s. 95-101).
Mevzu bahis olan ilgili hadisi, Kutubu Sitte (Altı Kitap) kitaplarının 15 nci cilt 4 ncü babı olan İsra başlıklı bölümünden 1 nci hadis olarak (genelde 5568 nci hadis) bulabilirsiniz.
NAMAZ NE ZAMAN FARZ KILINMIŞTIR?
Namaz ibadeti gerçekte kadim bir ibadettir. Âdem aleyhisselam’dan bu yana gelen tüm peygamberlere emredilmiştir. İnsanlığın ilk günlerinden günümüze kadar Allah’ın insanlara emrettiği temel ibadetlerdendir. Sevgili Peygamberimiz aleyhisselam’dan önce de namaz kılınmaktaydı. Yani namaz ibadeti peygamberimiz ile gelmiş ve sadece Müslümanlara özgü bir ibadet değildir. Resulullah ile gönderilmiş İslâm dininden önce de Mekke’de Hristiyanlar, Yahudiler ve müşrikler tarafından namaz kılınmaktaydı. Maun suresinden bunu anlamaktayız.
Durum böyle olsa da maalesef her gönderilen peygamberin vefatından sonra yıllar içerisinde insanlar şeytanın kandırmacası neticesinde bozulmuşlar, ahlaki değerlerini yitirmişler ve doğru yoldan ayrılarak zevk ve şehvetlerinin peşinden gider olmuşlardır. Bu bozulmadan elbette ki namaz da payına düşeni almıştır. Diğer ibadetlerde de olduğu gibi namaz ibadeti de bozulmuştur. Şekli uygulamaları yapılsa da içi boşaltılmış ve manadan uzaklaştırılmıştır.
İşte her gelen peygamber namaz ibadetinin içini doldurup namazı, hakiki gayesine kavuşturmak istemiştir. “Namazı dosdoğru kılın…” emirleri bu manaya gelmektedir. Diyeceğim şudur ki namazı şeklen değil kalben kılmak gerektiğidir. Namaz yatıp kalkmakla yapılan jimnastik hareketleri değildir. Namaz, Allahu Teâlâ ile iletişime geçebileceğimiz ve bizi yaratan Rabbimize şükredip günahlarımıza af dileyeceğimiz, âlemlerin rabbini zikredeceğimiz ve O’nu öveceğimiz harika bir ibadettir. Namazı dosdoğru kılmak demek Allahu Teâlâ’yı aşk ile anmak, coşkuyla O’nu övmek, kalben O’nunla iletişime geçmek demektir. Kadim bir ibadet olan namazın içinin doldurularak yeniden hakiki manası ile ayağa kaldırmak her peygambere emredilmiştir. İslâm ile son şekli de verilen namaz, artık kemâle ermiş ve hem şeklen hem de manası ile tamamlanmıştır.
Namazı dosdoğru kılan gerçek Müslümanlardan olmak umuduyla herkese sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hoşça kalın ve elbette ki her zaman uyanık kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.
