Dr. Öğretim Üyesi Ece Deniz GÜNAY


SEYYİD AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİ’NİN ULVİ YOLU

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi


Aziz Mahmud Hüdâyî (1543-1628) Celvetîye tarikatının kurucusudur. Şereflikoçhisar’da doğmuştur[1]. Çocukluğu Sivrihisar’da geçmiştir. Medrese eğitimini İstanbul’da tamamlamış Edirne, İstanbul, Mısır ve Bursa'da bulunmuş; kadılık ve müderrislik yapmıştır. Bursa'da Üftâde ile tanışıp ona intisap etmiştir. Aziz Mahmud Hüdâyî Türbesi Üsküdar’da, Aziz Mahmud Hüdâyî Mahallesi Aziz Mahmud Efendi Sokağı'ndadır.

Aziz Mahmud Hüdâyî bir asra yaklaşan ömrü boyunca sekiz padişah (Kanûnî Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed, I. Ahmed, I. Mustafa, II. Osman (Genç Osman), IV. Murad) devirlerini idrak ederek, hem eserleri hem sohbetleri, irşâd, vaaz ve nasîhatları ile devrinde önemli bir âlim olarak yüreklerde yer almıştır. 

Aziz Mahmud Hüdayî hazretleri, 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yılın başlarında yaşamış olan, Üsküdarî Seyyid Mahmud Efendi diye anılan şiirlerinde kullandığı Hüdayî adının şeyhi Üftȃde tarafından verildiği bilinmektedir. Hüdâyî adı, şiirlerinde kullanılan mahlasıdır. İsmin anlamı, hidâyet ve doğru yol anlamına gelen hüdâ kelimesinin sonuna yâ-i nisbet ilavesiyle doğru yola mensup anlamı kazanmış bir isim olarak ifade edilmektedir. Hüdâyî; Divanı’nda ve Tecelliyat adlı eserinde kendisinin Hz. Peygamber’in soyundan geldiğini ifade eder. Bir eserinde Hüdâyî ʺCeddim u Pîrim Sultân Sensin ya Rasûlallahˮ ifadesini kullanmıştır. 

Çocukluk zamanlarına dair bilgi çok az olmakla birlikte, ilk tahsil hayatının memleketi Sivrihisar’da başladığı Vâkıât isimli eserinden çıkarılmaktadır.   Çok kıymetli bir eğitim hayatı olan Aziz Mahmud Hüdâyî, hem Nazırzâde Ramazan Efendi’den ilim tahsil ederken aynı zamanda Halvetî şeyhlerinden Nureddinzâde Muslihuddîn Efendi'nin sohbetlerine iştirak etmiştir. Hüdâyî, hocası Nazırzâde’yle beraber Bursa’ya tayin edilmiş, Ferhadiye Medresesi'ne müderris olmuştur. Aynı zamanda mahkeme-i suğra olarak bilinen Cami-i Atik mahkemesine nâib olmuştur. Nâib, Şer’i mahkemelerin hâkimlerine verilen unvandır. Bu unvan aynı zamanda kadı manâsında da kullanılmaktaydı. Hüdayî hazretlerinin hayatında çok mühim bir yeri olan hocası, Mehmed Muhyiddîn Üftâde, Bursa’da dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini Selçuk Hatun Camii İmamı Muslihuddîn Efendi’den almıştır. Ulu Camii ve Doğanbey Mescidi’nde fahrî müezzinlik yaptığı sıralarda güzel sesiyle halkı çok etkilemiştir. Rüyasında “Mertebeden üftâde oldun (düştün)” ikazına maruz kaldıktan sonra kendisine “Üftâde” mahlasını almıştır.

Aziz Mahmud Hüdâyî, Üftâde Efendi’ye intisâb edince müderrislik ve nâiblikten ayrılmıştır. Hüdâyî’den mürşidi Hz. Üftâde, öncelikle mal ve mülkten, sonra memuriyetten (nâiblik ve müderreslik’ten) ferâgat etmesini üçüncü olarak da nefsini ayaklar altına almasını istemiştir. Aziz Mahmud Hüdâyî’de bu istekleri kabul ederek Hz. Üftâde’nin irşâd halkasına katılmıştır. Aziz Mahmud Hüdâyi üç sene gibi çok kısa bir zamanda hılâfet alacak seviyeye yükselmiştir. Hz. Üftâde kendisine şeyhini bile geçerek kemâle eriştiğini ifade etmiştir. Böylece Hüdâyî genç yaşında eğitim için ayrıldığı memleketine olgun bir yaşta, zâhiri ve bâtınî ilimlerini tahsil etmiş olarak, halîfe-i mürşid sıfatını haiz dönmüştür. Dersaadet’in koruyucularından biri olan Hüdâyî Hazretleri, İstanbul’da Küçükayasofya’da ikâmet etmiştir. Bu esnada ilim ve devlet adamlarından oluşan geniş bir çevre elde eden Hüdâyî Hazretleri, sonrasında Üsküdar’ı makarr-ı ikâmet seçerek Rûmî Mehmed Paşa civârında ikâmet etmiştir. Bu ikâmeti sırasında satın aldığı âsitânesini inşâ ettirmiştir. Aziz Mahmud Hüdâyî medrese tahsili sonrasında intisâb ettiği tasavvuf yolunda çok seri merhaleler kat etmiş ve irşâd makamına yükselmiştir. Hüdâyî Hazretleri, devletin her kademesinden ve zümresinden insanlara rehber olmuş ve bu ulvi hizmeti ömrünce yerine getirmiştir. Döneminin Sultânlarının manevi müşküllerini de halleden özellikle de rüyâ tabirlerinde isâbet-i re’yi ile meşhur Hüdâyî Hazretlerinin bir şiiri[2] ile yazımızı bitirmek isteriz.

  Olma Hak'dan gayra bende

   Salmagıl kendini bende 

  Düşme dünyaya inende 

  Sakın yüzüne gülmesin

 Bir gün begim gitsen gerek

Dünyayı terk etsen gerek 

Fikrin nedir n'itsen gerek

 Gel Hakk'a pervaz edelim.

Kaynaklar

Hasan Kâmil Yılmaz. Azîz Mahmûd Hüdâyî. b.4, İstanbul. Erkam Yayınları. 

Asım Efendi (Mütercim). Kâmus Tercemesi, İstanbul 1305, III/954.

Mehmed Gülşen, Külliyât-ı Hazret-i Hüdayî, İstanbul 1338, 121.

Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Târih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1971, II/644. 

Mustafa Tatçı, Musa Yıldız, Dîvân-ı İlâhîyât, İstanbul, Sahaflar Kitap Saray, 2005, s. 167.


 

[1] Bazı eserlerde Sivrihisar’da doğduğu da ileri sürülmüştür. Bkz. Atâyi, II/760; Kâtip Çelebi, Fezleke, II/113; Evliyâ Çelebi, Seyâhatnâme, I/479.

[2] Mustafa Tatçı, Musa Yıldız, Dîvân-ı İlâhîyât, İstanbul, Sahaflar Kitap Saray, 2005, s. 167.