Fatih Sultan KAR


SÜLEYMAN KAZMAZ'IN ANILARINDA RİZE'NİN İŞGAL YILLARI

e-mail: fatihsultan.kar@gmail.com - Web: www.fatifsultankar.com


*Ri­ze­li Hafız Rasim oldu Gavur Rasim
* Rus­lar Rize'ye ba­ğır­sak kurdu has­ta­lı­ğı­nı ge­tir­miş­ler­dir.
* Ka­ra­de­niz'i kan gölü ha­li­ne ge­tir­mek is­ti­yor­lar­dı.
* Rize'de de Tuz­cu­oğ­lu Ni­gâ­hı Bey'in evini has­ta­ne yap­tı­lar.
*Amaç­la­rı Rize'ye Rum mu­ta­sar­rıf ata­mak, Rum bay­ra­ğı çek­mek­ti.
* Taş­lı­de­re - Fener burnu arası boy­dan boya Rus nak­li­ye ge­mi­le­riy­le dolu.
21 Şubat 2013 ta­ri­hin­de ara­mız­dan ay­rı­lan Sü­ley­man Kaz­maz, ka­le­min yü­re­ği­ni Rize’ye Rize kül­tü­rü­ne ada­mış koca bir çı­nar­dı. Kaz­maz, zaman içe­ri­sin­de kırk bir kitap, yüz­ler­ce ma­ka­le, araş­tır­ma ve der­le­me­ye imza ata­rak Rize ili­mi­zi ül­ke­mi­zin sa­na­tı­nı, kül­tü­rü­nü, gü­zel­lik­le­ri­ni ve ger­çek de­ğer­le­ri­ni dün­ya­ya ta­nı­tır. Her anın­da yeni bir ese­rin he­ye­ca­nı ve pay­laş­ma ar­zu­su vardı. Sü­ley­man Kaz­maz üs­ta­dı­mı rah­met­le anar­ken Rus­la­rın Rize ilini iş­ga­li sı­ra­sın­da ya­şa­nan­la­rı ka­le­me al­dı­ğı der­le­me­le­ri­niz siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum.
İHTİLAL OL­MA­SA KATLİAM OLA­CAK­TI
Bir gün Rize'de şöyle bir haber do­laş­tı: “Bugün Rus çok asker döktü, sa­tır­lar bi­len­di. Rize'de Türk­ler ke­si­lecek, kimse yat­ma­sın, bek­le­sin”. O gün çok yağ­mur yağdı. Gece yat­ma­dı­lar, her­kes ağ­lı­yor, he­lal­le­şi­yor. Rus ta­raf­ta­rı ola­rak bi­li­nen Rize’nin yer­li­siy­di. Gâvur Rasim namı ile anı­lan bu kişi için, “Bizim Gâvur Rasim, ol­di­ler bize hasım!” de­ni­li­yor­du. Rus­lar git­tik­ten sonra, Gâvur Rasim'i öl­dür­dü­ler. Sonra ka­rı­sı­nı, oğ­lu­nu ve kı­zı­nı ara­dı­lar. Onlar da ahır­da giz­le­nip, üzer­le­ri­ne ot dök­tü­ler. Böy­le­ce sak­lan­dı­lar. Halk on­la­rı bu­la­ma­dı. İşgal sı­ra­sın­da Gâvur Rasim ola­rak anı­lan, Hafız Rasim Rus­la­ra ca­sus­luk eder­di. Kim Rus­la­rın aley­hi­ne bir şey söy­ler­se hemen gider, Rus­la­ra haber ve­rir­di. Gâvur. Rasim çok iyi ya­şar­dı. Gi­yi­mi çok iyi idi, kat kat el­bi­se­si vardı. Kim­se­nin onun kadar el­bi­se­si yoktu. Kimse onun kadar iyi ya­şa­ya­maz­dı. Bütün bun­la­rı Rus­lar­dan al­dı­ğı pa­ra­lar­la ya­par­dı. Rus­lar çe­kil­dik­ten sonra Rasim'in ce­se­di­ni bir köp­rü­nün al­tın­da bul­du­lar. Rize'nin Por­ta­kal­lık Ma­hal­le­si'nden Hacı Rasim bir gece eve geldi, ev hal­kı­na şöyle dedi: “Bu akşam Rize hep kı­lıç­tan ge­çecek, bir evden bir eve gi­dil­me­sin!”. O gece yeni ev­le­nen bir çift kat­li­am ol­ma­sın diye sa­ba­ha kadar dua etti. O gece, sa­ba­ha kadar yağ­mur yağdı; kat­li­am ol­ma­dı. Son­ra­dan öğ­re­nil­di ki kat­li­amı Er­me­ni­ler ya­pa­cak­tı. Fakat Rusya'daki Türk­ler Çar'a baskı yap­tı­lar. Er­me­ni­ler de kat­li­am­dan vaz­geç­ti­ler. Ar­dın­dan Hacı Rasim şöyle dedi: “Rusya'da ih­ti­lâl oldu, sonra Rus­lar Rize'den çe­kil­di. Gâvur Rasim, Rus­la­rın ada­mıy­dı, onun için Gâvur Rasim'in tey­ze­si­ne "Rasim seni kur­ta­rır" de­di­ler. O da "Ne­re­den kur­ta­ra­cak?" diye cevap verdi. Düş­man is­ti­lâ­sı ve iş­ga­li mil­let­ler kadar aile­le­ri de ha­ra­be­den, maddî ve ma­ne­vî acı­la­ra ve ka­yıp­la­ra sü­rük­le­yen olay­la­rın ba­şın­da yer alır. Rize'nin 1916-1918'li yıl­lar­da Rus­lar ta­ra­fın­dan is­ti­lâ ve iş­ga­li aile­mi­zi ma­ne­vî ba­kım­dan derin acı­la­ra sü­rük­le­di­ği gibi, maddî açı­dan da büyük ka­yıp­la­ra ve yok­luk­la­ra uğ­rat­mış­tı. Ya­ban­cı bir dev­le­tin buy­ru­ğu al­tın­da ya­şa­mak, ba­ğım­sız­lı­ğı, öz­gür­lü­ğü ve ki­şi­li­ği yi­tir­mek gibi acı­la­rın en bü­yü­ğü en de­ri­ni­dir.
RİZE’Yİ YAK­TI­LAR YIK­TI­LAR
Aile­miz iki yıl bu acıyı ya­şa­mış, ay­rı­ca büyük maddî ka­yıp­la­ra uğ­ra­mış­tı. Ana ta­ra­fın­dan dedem, Ri­ze­li Hacı Bilâl Zade, Hacı Mah­mut Efen­di'nin Rize çar­şı­sın­da­ki camii ve dük­kâ­nı ya­kıl­mış­tı. Baba ta­ra­fın­dan da öyle; Rus­lar Ça­ye­li'nin Be­yaz­su Köyü'ndeki aile­mi­zin ata­dan kalma evini yak­mış­lar, ay­rı­ca Ça­ye­li’nin mer­ke­zin­de, Es­ki­pa­zar Ma­hal­le­si'ndeki evi yağ­ma­la­mış­lar, evin bütün eş­ya­sı­nı alıp gö­tür­müş­ler­di. Bu yağ­ma­nın ya­rat­tı­ğı dar­lık ve yok­luk, ömür boyu te­lâ­fi edi­le­me­miş­tir. Öyle ki evde her­han­gi bir eş­ya­dan söz edil­di­ği zaman, "Yağ­ma­ya gitti." de­yi­miy­le an­la­tıl­mak su­re­tiy­le ya­şa­nan acı daima tek­rar edil­miş­tir. Ay­rı­ca ev Rus­lar ta­ra­fın­dan has­ta­ne ola­rak kul­la­nıl­dı­ğı için aile iki yıl Rize'de otur­mak zo­run­da kal­mış, ancak Rus­lar çe­kil­dik­ten sonra Ça­ye­li'ne dön­mek im­kâ­nı­nı bu­la­bil­miş­tir.
KENDİLERİ GİTTİ HAS­TA­LI­ĞI BI­RAK­TI­LAR
Rus­lar Rize'yi işgal et­ti­ği zaman halk büyük öl­çü­de ba­tı­ya ya da İstan­bul'a göç et­miş­tir. Göçün acı­la­rın­dan biri de Rus­la­rın bı­rak­tı­ğı has­ta­lık top­lum için büyük bir acı kay­na­ğı ol­muş­tur. Çünkü Rus­lar Rize'ye "an­ki­los­tom", başka bir de­yim­le, ba­ğır­sak kurdu has­ta­lı­ğı­nı ge­tir­miş­ler­dir. An­ki­los­tom­la mü­ca­de­le gün­le­ri­ni ha­tır­la­rım. Henüz ço­cuk­tum, bir gün evin ar­ka­sın­da­ki tar­la­da iki ko­ca­man kazan ku­rul­du.
Ka­zan­la­rın bi­rin­de ilaç, öte­kin­de de müs­hil vardı. Ka­zan­lar, alt­la­rı­na ateş ya­kıl­mak su­re­tiy­le kay­na­tıl­dı. Halk top­lan­dı, önce asıl ilâç, ar­dın­dan müs­hil ve­ril­di. Böy­le­ce ba­ğır­sak­la­rın bo­şal­tıl­ma­sı sağ­lan­dı ve has­ta­lı­ğın önü alın­dı. Bi­lin­di­ği gibi Cum­hu­ri­yet'in ilk ba­şa­rı­lı eser­le­rin­den biri, sağ­lık ça­lış­ma­la­rı, bu­la­şı­cı has­ta­lık­lar­la ya­pı­lan mü­ca­de­le­dir.
Böy­le­ce halk sağ­lı­ğa ka­vuş­tu ve sağ­lık­lı ku­şak­lar ye­tiş­ti­ril­di. Rus­la­rın Ka­ra­de­niz do­nan­ma­sı­na men­sup büyük savaş ge­mi­le­ri, ba­tı­dan Rize yö­nün­den do­ğu­ya doğru ge­li­yor­du. Ça­ye­li ön­le­rin­den tek­rar Rize'ye dön­dü­ler. Rize li­ma­nın­da­ki yel­ken­li ti­ca­ret ge­mi­le­ri­ni topa tu­ta­rak ba­tır­dı­lar. Daha önce Arak­lı li­ma­nın­da bu­lu­nan tüc­car ge­mi­le­ri­ni ba­tır­mış­lar­dı.
Böy­le­ce Rus­lar­la da Doğu Ka­ra­de­niz'de savaş baş­la­mış oldu. Os­man­lı Dev­le­ti ile Rusya ara­sın­da­ki cephe Hopa idi. Son­ra­la­rı cephe Ar­ha­vi, Fın­dık­lı, Ar­de­şen ve Fır­tı­na De­re­si oldu. Ça­ye­li'ne kadar olan cep­he­de­ki or­du­muz için Mi­dil­li savaş ge­mi­si­nin hi­ma­ye­sin­de­ki yük ge­mi­le­ri ile Trab­zon'a ge­ti­ri­len yi­yecek mad­de­le­ri küçük yel­ken­li ka­yık­lar­la cep­he­ye nak­le­di­li­yor­du. Rus­lar or­du­mu­za yi­yecek ta­şı­yan bu ka­yık­la­rı sıkı bir şe­kil­de iz­li­yor­du. O ta­rih­ler­de te­le­fon­la ha­ber­leş­mek im­kâ­nı yoktu. Kıyı boyu sey­re­den yel­ken­li ka­yık­la­rı, Rus ge­mi­le­ri­nin sal­dı­rı­sın­dan ko­run­mak için şöyle bir ha­ber­leş­me dü­ze­ni ku­rul­du: Kemer, Li­man­köy ve Taş­lı­de­re bur­nu­na bay­rak­lar çe­kil­mek su­re­tiy­le Rus ge­mi­le­ri­nin gel­di­ği haber ve­ri­lir­di. Kemer bur­nu­na bay­rak çe­kil­di­ği zaman halk top­la­nır, Li­man­köy do­lay­la­rın­da, kıyı boyu sey­re­den ka­yık­la­rı, du­var­la­rın, tüm­sek­le­rin ar­ka­la­rı­na çek­mek su­re­tiy­le giz­ler, do­la­yı­sıy­la Rus ge­mi­le­ri­ne karşı ko­rur­du.
ÇAYELİ KEMER BURNU VE ÇEKİLEN SI­KIN­TI­LAR
Rus ge­mi­le­ri Kemer bur­nun­dan Ça­ye­li'ne doğru gel­dik­le­ri zaman, bizim ev halkı evin ar­ka­sın­da Dut­luk de­di­ği­miz te­pe­ye çıkar, ora­dan Bü­yük­de­re'ye bakan fi­dan­lı­ğa doğru ka­çar­lar­dı. Te­pe­ye çı­kar­ken iç­le­rin­den biri ağır yü­rü­dü­ğün­den, ona çabuk yü­rü­me­si için ba­ğı­rır­lar­dı. Hatta bir ara­lık aya­ğı­nın al­tı­na bir mermi isa­bet etti, "gör­dün mü?" di­ye­rek onu te­pe­ye ağır çık­tı­ğı için azar­la­dı­lar. Bü­yük­de­re'deki fi­dan­lı­ğa git­tik­le­ri zaman mer­mi­le­rin, üzer­le­rin­den geç­ti­ği­ni du­yar­lar­dı. Rus iş­ga­lin­den sonra Rize'ye gelen Rus or­du­sun­da­ki Tür­kis­tan­lı as­ker­ler bi­zim­ki­le­re şöyle der­miş: "Sizin te­pe­le­re doğru çık­tı­ğı­nı­zı gö­rür­dük, mer­mi­le­ri ayak­la­rı­nı­zın al­tı­na doğru ayar­lar­dık, yoksa size nişan alsak, he­pi­ni­zi vurur, öl­dü­rür­dük. Ça­ye­li halkı sü­rek­li Kemer bur­nu­nu iz­ler­di. Kemer bur­nun­da bay­rak çe­kil­di­ği gö­rü­lün­ce, Li­man­kö­yü’ne kadar olan yö­re­de­ki yük ta­şı­yan ka­yık­lar, ya­pı­la­rın, tüm­sek­le­rin ar­ka­la­rı­na alı­nır­dı. Bu arada çar­şı­da son­ra­dan Be­le­di­ye ga­zi­no­su­nun bu­lun­du­ğu yerin arka ta­ra­fı­na da ka­yık­la­rın giz­len­di­ği olur­du. Rus ge­mi­le­ri geç­tik­ten sonra ka­yık­lar tek­rar de­ni­ze atı­lır, ta­şı­dık­la­rı yi­ye­cek­ler ve mal­ze­me sı­nır­da­ki as­ker­le­re ulaş­tı­rı­lır­dı. Bir gün ka­yık­lar, sı­ğı­na­cak yer­le­re va­ra­ma­dık­la­rı için, Bü­yük­de­re'nin doğu kı­yı­sın­da İlyas Ça­vu­şoğ­lu'nun evi­nin önüne baş­tan kara ede­rek, kı­yı­ya bin­dir­di­ler. Ge­mi­ci­ler de ka­yık­la­rı terk et­ti­ler. Rus ge­mi­le­ri ka­yık­la­rı top­lar­la par­ça­la­dı­lar. Bu sı­ra­da Mus­ta­fa Kaz­maz ar­ka­daş­la­rıy­la bir­lik­te du­ru­mu bir si­per­den sey­re­di­yor­du. Ge­mi­ler geç­tik­ten sonra sı­ğın­dık­la­rı yer­den çık­tı­lar. Yu­ka­rı­da­ki kı­zı­la­ğaç­lık­ta top­ra­ğa sap­lan­mış mermi par­ça­la­rı­nı bul­du­lar.
RUS­LAR­LA HARBİMİZ VAR
İstilâ ve işgal gün­le­ri­ni Mus­ta­fa Kaz­maz ha­tı­ra­la­rın­da şöyle an­la­tır­dı: “il­ko­kul ikin­ci sı­nı­fa devam eder­ken, ho­ca­mız Yel­ken­ci Ali Efen­di bir gün, “Rus­lar­la har­bi­miz var” di­ye­rek, bizi okul­dan sa­lı­ver­di. Biz de evin ar­ka­sın­da­ki te­pe­de, gü­nü­müz­de çay­lık olan So­fu­oğ­lu'nun hozan de­di­ği­miz çi­men­li­ği­ne, başka bir de­yim­le düz­lü­ğe çık­tık, bu­ra­dan de­ni­zi sey­ret­tik. Rus­la­rın Har­şid De­re­si'ne kadar iler­le­me­si­nin se­be­bi­ni vak­tiy­le Os­man­lı Dev­le­ti'nin yap­tı­ğı­nı tek­rar­la­mak, Ka­ra­de­niz'i ken­di­le­ri için bir göl ha­li­ne ge­tir­mek, do­la­yı­sıy­la işgal et­ti­ği Doğu Ka­ra­de­niz Böl­ge­si'nden çık­ma­mak­tı. Bunun için halka iyi dav­ran­dı­lar. Ça­ye­li'nde bizim evi, Rize'de de Tuz­cu­oğ­lu Ni­gâ­hı Bey'in evini has­ta­ne yap­tı­lar. Bu­ra­lar­da dok­tor mu­aye­ne­si yatak, ilaç, te­da­vi pa­ra­sız­dı.
Ay­rı­ca Da­ğıs­tan Türk­le­ri­nin ve Müs­lü­man­la­rın yö­re­ye mısır gön­der­dik­le­ri­ni söy­ler­ler ve bu mı­sı­rı halka pa­ra­sız ola­rak da­ğı­tır­lar­dı. Böy­le­ce Da­ğıs­tan Türk­le­ri­nin Rus yö­ne­ti­min­de, do­lay­sıy­la Rus­lar sa­ye­sin­de size yar­dım edecek du­ru­ma gel­dik­le­ri­ni an­lat­mak "Siz de Rus­la­rın bu­ra­da kal­ma­sı­na iti­raz et­me­yin ki, onlar gibi zen­gin olun" demek is­ter­ler­di.
GÖ­RÜR­SÜ­NÜZ NELER OLA­CAK
Mus­ta­fa Kaz­maz Rum­lar­la il­gi­li dik­ka­te değer bir olay an­lat­tı. Bir Ra­ma­zan günü, vakit ak­şa­ma yakın, kah­ve­de kimse yok, kahve pi­şi­ril­mi­yor. Ka­sa­ba­da bu­lu­nan Rum terzi ocak­ta ken­di­si için yap­tı­ğı kah­ve­yi içi­yor, o sı­ra­da kah­ve­ye giren Mus­ta­fa Kaz­maz'a şun­la­rı söy­lü­yor: “Gö­rür­sü­nüz, neler ola­cak!
Mus­ta­fa Kaz­maz bu sözün an­la­mı­nı son­ra­la­rı an­la­dı. O gün­ler­de Yu­nan­lı­lar İzmir'e çık­mış­tı. Ata­türk henüz Sam­sun'a var­ma­mış­tı. Rum hayal ku­ru­yor­du: Trab­zon'da Pon­tus Dev­le­ti, Sür­me­ne'ye Rum kay­ma­kam, Rize'ye Rum mu­ta­sar­rıf ve bu­ra­lar­da Rum bay­ra­ğı. İşte Rum­la­rın ha­yal­le­ri. Fakat Rum­lar Türk gücü sa­ye­sin­de bu ha­yal­le­ri­ni hiç­bir zaman ger­çek­leş­ti­re­me­di­ler ve günün bi­rin­de Ana­do­lu'dan çı­ka­rıl­dı­lar.
RUS­LAR KAR­ŞI­SIN­DA ÇEKİLME
Hopa, Ar­ha­vi, Fın­dık­lı, Ar­de­şen, Pazar işgal edil­di­ği zaman, halk Ça­ye­li'ne, Rize'ye geldi. Bu ha­re­ket iki yıl kadar sürdü. Halk Rize'den İstan­bul'a kadar göç etti. Er­zu­rum'a gi­den­ler, erken sa­at­ler­de bizim eve ge­le­rek ba­bam­la ve­da­laş­tı­lar. Pazar'dan sonra Ça­ye­li işgal edil­di. Rus­lar kıyı bo­yu­nu işgal eder­ken bizim as­ker­ler de dağ ta­ra­fın­dan yol­la­rı­na devam et­ti­ler. Ça­ye­li'nde, Bü­yük­de­re Va­di­si'ndeki çar­pış­ma­da dört şehit ver­dik. Rus­lar Ça­ye­li'nin önüne asker çı­ka­ra­rak Bü­yük­de­re Va­di­si'nde dağa doğru asker şev­ket­ti­ler. Mak­sat­la­rı son cep­he­miz olan Fır­tı­na De­re­si'nden cep­he­nin bo­zul­ma­sı yü­zün­den dağ­lar is­ti­ka­me­tin­de yol­la­rı­na devam eden as­ker­le­ri­mi­zin önünü kes­mek­ti. Köy­le­re doğru çık­mak­ta olan Rus as­ker­le­ri de­niz­de­ki harp ge­mi­le­ri­ne mev­ki­le­ri­ni gös­ter­mek su­re­tiy­le bizim as­ker­le­rin topa tu­tul­ma­sı için ön­le­ri­ne çıkan ev­le­ri ya­kı­yor­lar­dı. İlk yak­tık­la­rı ev bizim ma­hal­le­nin, Es­ki­pa­zar Ma­hal­le­si'nin yu­ka­rı kıs­mın­da, tepe üze­rin­de bu­lu­nan Kav­ra­noğ­lu Şakir’le Kav­ra­noğ­lu Meh­met Ali'nin ev­le­ri oldu. On­lar­dan sonra, Sa­bun­cu­lar Ma­hal­le­si'nde on kadar ev yak­tı­lar. Harp ge­mi­le­ri­nin ko­ru­ma­sı al­tın­da yol­la­rı­na devam eden Rus as­ker­le­ri Be­yaz­su Köyü'ndeki bizim aile­nin evini de yak­tı­lar ve Ha­ram­te­pe Köyü'ne doğru yü­rü­dü­ler. O sı­ra­da bizim bir­li­ğin ko­mu­ta­nı Ziya Paşa, em­rin­de­ki as­ker­ler­le beyaz at üs­tün­de Ha­ram­te­pe'den Ka­ra­ağaç Köyü'ne doğru yü­rü­yor­du. Ha­ram­te­pe Köyü'nde İsmail Ço­rap­çı da yaya ola­rak as­ke­re yol gös­ter­di. Ziya Paşa beyaz atıy­la yo­lu­na devam eder­ken Rus as­ker­le­ri de kı­yı­dan içer­le­re doğru iler­li­yor­lar­dı. Ziya Paşa Rusça bilen ter­cü­man va­sı­ta­sıy­la savaş mı ya­pı­la­ca­ğı­nı yoksa geri mi çe­ki­le­ce­ği­ni sordu. Rus­lar geri çe­kil­me tek­li­fi­ni kabul ede­rek, Be­şik­çi­ler Köyü'ne doğru ge­ri­le­di. Bunun üze­ri­ne bizim asker Sant Bo­ğa­zı üze­rin­den yü­rü­yü­şe devam etti.
TAŞ­LI­DE­RE’DE CEPHE KU­RUL­DU ŞEHİTLER ÇEŞ­MESİ VE HA­TI­RA­LAR
Dağ yo­lun­dan giden as­ker­le­ri­miz­le kı­yı­dan yü­rü­yen as­ker­le­ri­miz Taş­lı­de­re'de bir­le­şe­rek bir cephe kur­du­lar. Rize Jan­dar­ma Ko­mu­ta­nı Kal­ka­van Zade Kah­ra­man Bey’in ko­mu­ta­sın­da Rus­lar­la sa­vaş­tı­lar. Rize Jan­dar­ma Ko­mu­ta­nı Kal­ka­van Zâde Kah­ra­man Bey Rize'deki jan­dar­ma­lar­la as­ker­le­ri top­la­ya­rak Taş­lı­de­re'de cephe kurdu, Rus­lar­la sa­vaş­tı. Bu sı­ra­da Rus ge­mi­le­ri de­niz­den top atı­şıy­la bizim cep­he­yi bozdu. Bu­ra­da bir­kaç şehit ver­dik. Şe­hit­ler yurt­taş­lar ta­ra­fın­dan gö­mü­lür­ken ara­la­rın­dan bi­ri­nin ço­ra­bı­nın için­den altın çıktı. Bu al­tın­lar­la orada yurt­taş­lar bir çeşme yap­tı­lar. Şe­hit­ler Çeşme'si adıy­la anı­lan bu çeşme uzun yıl­lar hiz­met gördü. Or­du­muz geri çe­ki­lir­ken, De­ğir­men­de­re'deki or­du­nun de­po­su ateşe ve­ri­le­rek ya­kıl­dı, mayın fi­şek­le­ri­nin pat­la­ma­sı et­raf­ta bir hayli korku ya­rat­tı. Bu du­ru­mu ağa­be­yim Mus­ta­fa Kaz­maz şöyle an­la­tır: “Bizim ordu, İyi­de­re Va­di­si’nde cephe kurdu. Bu cep­he­de as­ker­le­ri­miz Rus­la­rı iyice sı­kış­tır­mış­tı.
O sı­ra­da Taş­çı­oğ­lu Camii'nde oku­yor­duk. Bir sabah kalk­tı­ğı­mız zaman, Taş­lı­de­re bur­nuy­la Fener burnu ara­sın­da­ki deniz böl­ge­si­nin boy­dan boya bü­yük­lü kü­çük­lü Rus nak­li­ye ge­mi­le­riy­le dolu ol­du­ğu­nu gör­dük. Bu ge­mi­ler­den Rus­la­rın ge­tir­di­ği Kazak as­ker­le­ri kı­yı­ya çı­ka­rı­lı­yor­du. Yine bu ge­mi­ler­den vinç­ler­le de­ni­ze in­di­ri­len atlar yü­ze­rek kı­yı­ya va­rı­yor­du. Ge­mi­ler­den in­di­ri­len Kazak as­ker­le­ri sa­va­şa gi­rin­ce, İyi­de­re'deki cep­he­miz bo­zul­du. Trab­zon'da da mu­ka­ve­met edecek kuv­ve­ti­miz ol­ma­dı­ğı için Rus­lar Har­şid De­re­si'ne kadar iler­le­di­ler. Bu arada Er­zu­rum işgal edil­di. Bay­burt'tan gelen bir­lik­le­ri­miz İyi­de­re Va­di­si’nden Er­zu­rum'a doğru iler­le­yen Rus­lar­la Çay­ka­ra il­çe­si­nin Sinek Yay­la­sı'nda sa­va­şa baş­la­dı­lar. Ya­pı­lan savaş so­nun­da otuz kadar şehit ver­dik. Cum­hur­baş­ka­nı Cev­det Sunay'ın em­riy­le bu­ra­da şe­hit­lik ya­pıl­dı; çev­re­si du­var­la çev­ril­di. Şe­hit­le­rin baş­la­rı­na di­ki­len mer­mer lev­ha­lar­da sa­va­şın ta­ri­hi, şe­hit­le­rin ad­la­rı ve rüt­be­le­ri ya­zı­lı­dır. Sa­va­şın her yıl dö­nü­mün­de şe­hit­lik zi­ya­ret edi­lir.