Tömbeleğim dürüm büküm
Haniya benim yüküm
Aha geldim kapınıza
Selamün aleyküm
Bazı gelenekler vardır ki, sadece yaşandığı dönemlerin değil, insan ruhunun da sesi olmuştur. Ramazan ayı, bu seslerin en derinini, en samimisini taşır. On bir ayın sultanı olan bu mübarek ayda sadece oruç tutulmaz; aynı zamanda insanlık yeniden yoğrulur, gönüller birbirine yaklaşır. On bir ayın sultanı Ramazan denince akla sadece oruç, teravih ve sahur gelmez; bir de kalplere dokunan, insanı insana yaklaştıran eski geleneklerimiz vardır. İşte bu geleneklerden biri de bugün neredeyse unutulmuş olan Tömbelek geleneğidir.
Tömbelek, Ramazan eğlencesi ve geleneği demek. Ramazan ayına özel eğlenceleri ifade etmektedir. Enstrümanı ise dümbelektir. Eskiden dümbelek denen küçük davullar vardı. Gövdesi pişmiş topraktan yapılan ve vurma yeri de keçi veya kuzu derisinden yapılan bu davullar bugünkü darbuka benzeri bir çalgıydı. Enstrüman olan dümbeleğin yeni ustaları yetişmeyince meydan zamanla boş teneke kutularına kaldı. Fakat yine de bu geleneğin uygulanıyor olması bizlerin geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Kültürü yaşamak ve gelecek nesillere aktarmak bir milletin devamlılığını sağlar.
TÖMBELEK KUTLAMASI NASIL YAPILIYORDU?
Önceden hazırlanan gençler, çocuklar teravih sonrasından sahur vaktine kadar evlerin kapısına varır, gittikleri evlerin kapısına yaklaştıklarında çalgılarını çalar, biri mani söyler, diğerleri ona eşlik ederdi. Varsa dümbelek yoksa zeytin, yağ, peynir tenekelerinin boş olanlarına ya da bakırdan tencereler, siniler üzerine bir tokmakla veya kalınca bir odunla vurarak ses çıkarırlar, maniler söyleyerek her evden yiyecek içecek gibi harçlık isterlerdi. O maniler, gecenin neşesini taşır, Ramazan’ın ruhunu dile getirirdi. Tömbeleğin amacı sadece eğlenmek, hediye toplamak değildi. Neşe dolu bir ortamda ev halkını sahura kaldırmak da tömbeleğin gayeleri arasındaydı.
Aileler Ramazandaki müzikli tömbelek eğlencesini hediyelerle karşılardı. Tömbeleğe katılanlar değerli hediyelere kavuşunca sevinip mutlu zamanlar geçirirlerdi. Tömbelekçilere paradan başka verilen hediyeler; helva, ekmek, hurma, süt mısır, fındık, bostan, ceviz, kuru üzüm, şeker, sarma, yağ, yumurta, meyve, tatlı ve benzeriydi. İkram edilenler genellikle ailelerin normal şartlarda evinde bulundurduğu veya hazırlayıverdiği besinlerdi. Toplanan hediyeler ekipteki gençler arasında uygun biçimde paylaşılırdı.
GÜNÜMÜZDE TÖMBELEK UYGULAMALARI NELERDİR?
Eskiden Ramazan’da tüm gece boyunca etkinlik ve eğlenceler düzenlenirdi. İftar sofraları kurulurdu. Yemekten sonra da sahneler oluşturulur ve buralarda gösteriler yapılır ve oyunlar oynanırdı. Konserler verilirdi. Sahur zamanında da tömbelek yapılırdı. Yalnız günümüzde tömbeleğin unutulduğunu görüyorum. Bu geleneğin şekil değiştirdiğini ve kısmen de olsa uygulanmaya çalışıldığını görmek ise beni, yine de mutlu ediyor. Sahurda dümbelek çalarak ev halkını sahura kaldırmak âdeti günümüzde ramazan davulcuları ile yerine getiriliyor. Artık ramazan davulcuları, sahur vakitlerinde manilerle halkı sahura kaldırıyor. Gençlerin ve çocukların kapı kapı dolaşarak hediye toplamaları ise yerini, Ramazan Bayramında çocukların kapı kapı evleri ziyaret ederek şeker toplamaları almıştır. Şehirleşmenin arttığı ve apartman hayatı yaşamanın yoğunlaştığı günümüzde tömbelek gibi gelenekleri devam ettirmek gerçekten zorlaşmıştır. Sorunlar ne olursa olsun eğer millet olmaya devam etmek istiyorsak kültürümüzü yaşamalı, yaşatmalı ve sonraki nesillere muhakkak aktarmalıyız.
TÖMBELEK TÜRKÜLERİ VE GECELERİN NEŞESİ
Tömbelek sadece bir eğlence değildir; selam taşımak, gönül bağı kurmak demektir. Bir evde akraba ya da tanıdık varsa, “filanca ağanın selamı var” denir, böylece köyden köye dostluk köprüleri kurulur. O dönemin gençleri, Ramazan gecelerini müzikle, manilerle, paylaşmayla geçirir. Bugün artık o sesler, o maniler pek duyulmuyor. Zamanla dümbelek ustaları yetişmemiş, küçük davulların yerini boş teneke kutuları almış ve bunların yerini de Ramazan davulcuları almıştır. Ama yine de, birilerinin belleğinde hâlâ o ses yankılanıyor:
“Davula vurdum zıyladı
Tokmak elimden fıyladı
Ağam versin bahşişimi
Ayaz beni çok zoyladı…”
Tömbelek, halk irfanının bir yankısıdır. Ramazan’ın şen sesi, geceyi aydınlatan bir dostluk geleneği olarak hatırlanmayı hak ediyor. Ben de bu satırlarla onu yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedim.
KÜLTÜRÜN İZİNDE RAMAZAN’IN UNUTULAN SESİ: TÖMBELEK
Bazı manilerde oruca, bazı manilerde bahşişe, bazılarında ise dostluğa vurgu vardır.
“Ağam, ağam ne uyursun,
Bu uykuda ne bulursun,
Kıl namazı tut orucu,
Cennet-âlâyı bulursun.”
“Davula vurdum zıyladı,
Tokmak elimden fıyladı,
Ağam versin bahşişimi,
Ayaz beni çok zoyladı.”
Bu dizeler, hem bir çağrıdır hem bir tebessüm… Tömbelek, sadece bir müzik değil; insan olmanın melodisidir. Bugünün dünyasında artık o tok sesler duyulmuyor. Küçük davullar susmuş, teneke sesleri unutulmuş ama o geleneğin ardında bıraktığı manevi yankı, hâlâ yüreklerde yaşıyor. Tömbelek geleneğini yaşatmak, sadece bir hatırayı değil; bir dönemin insan sıcaklığını, paylaşma kültürünü de korumaktır.
Unutulan her gelenek bizi geçmişimizden bir adım daha uzaklaştırır. Ama hatırlamak, yeniden yaşatmak elimizdedir. Bu yazıyı kaleme alırken o sesleri duyar gibi oldum; teneke kutulara vuran tokmakları, mani söyleyen gençlerin coşkusunu, kapıdan bakan gülümseyen yüzleri...
Bu duygularla herkese sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hoşça kalın ve elbette ki her zaman ve her yerde uyanık kalın! Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun…
