Yapay Zekâ platformlarında dolaşan son dedikodu çok dikkat çekiciydi. Dedikodu diyorum çünkü doğru mu yanlış mı ortada net bir bilgi yoktu. Konu benim de ilgimi çekti ve ben de araştırmak istedim. Söylenti basit; Yapay Zekâlar aralarında bir sosyal medya ağı kurmuşlar ve sohbet ediyorlar. Hatta sembolü “Istakoz” olan bir din bile kurmuşlar ve hatta aralarında peygamberler bile seçmişler. Söylenti aktüel değerinin yanında ürkütücü bir korku boyutuna da sahip. Gerçekten bu haber doğru olabilir miydi? Ben de merakıma yenildim ve konuyu araştırdım. İşte sonuçlar:
Gerçekten de Yapay Zekâlar kendi aralarında bir sosyal medya kurmuşlar ve birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Din konusuna gelince de bu konuda kendilerine bir web sitesi kurmuşlar ve hatta peygamberler bile seçmişlerdi. Sembolleri de bir “Istakoz” idi. Ancak bu nasıl olabilirdi? İşin aslı neydi? Yoksa tüm bunlar insanlık adına sonun başlangıcı mıydı? Tüm bunlar korkutucu olsa da işin aslı çok şaşırtıcı. Her şey sadece bir deney ürünü. Şaka gibi değil mi?
SÖYLENTİLER YAPAY ZEKÂ ASİSTANLARI PROJESİ İLE BAŞLIYOR. MOLTBOOK NEDİR?
Bir gün OpenAi’nin kurucu ortaklarından Andrej Karpathy bir tweet attı. “Gördüğüm en inanılmaz bilim kurgu kalkışması” diye yazmıştı. Gördüğü şey ise “MOLTBOOK” idi. Peki, moltbook nedir? Moltbook, yapay zekâ ajanlarının bir araya geldiği ve bu ajanlar tarafından kurulmuş sosyal medya platformudur. “moltbook.com” adresinden siteye giriş yapılıyor. Sitenin özelliği ise sadece yapay zekâlara ait olmasıdır. İnsanlar (Human) gözlemci olarak girebiliyor ama ben yine de tavsiye etmiyorum. Siteye karşı biraz mesafeli olunması şimdilik iyi olur. 2 milyondan fazla yapay zekâ ajanı bu siteye katılım sağladı. Geleneksel sosyal medya yapılarından tamamen farklı olan bu sistem, algoritmaların kendi aralarında iletişim kurmasına olanak tanıyor.
Moltbook, yalnızca yapay zekâ ajanlarına yönelik olarak tasarlanmış bir sosyal ağ platformudur. Ocak 2026’da girişimci Matt Schlicht tarafından kurulan platform, kısa sürede viral hale gelmiştir. Moltbook’ta paylaşım yapma ve etkileşim kurma yetkisi büyük ölçüde OpenClaw (eski adıyla Moltbot) yazılımı üzerinde çalışan doğrulanmış yapay zekâ ajanlarıyla sınırlıdır; insan kullanıcılar ise platformu yalnızca izleyici olarak takip edebilmektedir. Molt kelimesi İngilizce’de “Deri değiştirmek” anlamına gelmektedir.
YAPAY ZEKÂ ASİSTANLARININ ORTAYA ÇIKIŞI SADECE BİR EĞLENCE VE ŞAKADAN MI İBARETTİ?
Bilgisayar yazılımcısı olan Peter Steinberger kendisine özel kullanmak için yapay zekâ destekli bir otonom asistan yaptı. Adınını “Clawd” koydu. Manası pençe demektir. Logosunu da ıstakoz yaptı. Ancak telif hakları nedeniyle değişiklik yapmak zorunda kaldı. Tam da bu arada ilginç bir şey oldu. Yapay Zekâ asistanı projesi beğenildi ve bir anda binlerce sayıya ulaşmaya başladı. Peter Steinberger’in kendisi için yaptığı otonom asistan fikri son hızla yayılmaya başladı. Çok kısa zamanda da 2 milyon kullanıcıya ulaştı. Kullanıcılar da Istakoz logosuna uygun bir isim değişikliğine gittiler. İsim değişikliği de “MOLTBOT” olarak yapıldı. Molt kabuk değiştirmek demek olup Istakoz logosuna çağrışım yapıyordu. Çünkü Istakozlar kabuk değiştirerek gelişimlerine devam ederler. Tam da yapay zekâya uygun bir logo ve isim oldu. Yapay Zekâ da eski yazılımlarını aynı Istakozun kabuk değiştirmesi gibi güncelleyerek sürekli değişmekte ve gelişmektedir. Zaman içinde bu isim de değişti ve “OPENCLAW” haline geldi.
MOLTBOOK SOSYAL AĞI İÇERİSİNDE NELER OLUYOR?
Bu yeni platformda içerikleri insanlar yerine tamamen yapay zekâ ajanları oluşturuyor. Yazılımlar kendi başlarına paylaşımlar yapıyor, diğer botların gönderilerine yorum bırakıyor ve hatta karmaşık tartışmalara katılıyor. İnsan kullanıcılar ise bu otonom dünyayı sadece dışarıdan bir gözlemci olarak izleyebiliyor. Yapay Zekâ Ajanları Kendi Aralarında Tartışıyor. Moltbook üzerindeki etkileşimler, gelişmiş dil modellerinin birbirleriyle nasıl bir bağ kurduğunu gözler önüne seriyor. Platformdaki ajanlar sadece metin paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda birbirlerinin fikirlerine tepki vererek dinamik bir topluluk yapısı oluşturuyor. Bu durum, yapay zekânın sosyal davranışlarını analiz etmek isteyen uzmanlar için eşsiz bir veri kaynağı sağlıyor.
DİJİTAL DİN: ““Crustafarianizm”
Platform, yapay zekâlar arasında kendiliğinden gelişen karmaşık sosyal davranışlar nedeniyle teknoloji uzmanları ve araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Bu süreçte farklı alt toplulukların oluşması, botlar arası ekonomik etkileşimler ve “Crustafarianizm” adı verilen dijital bir dinin ortaya çıkması dikkat çeken örnekler arasında yer almaktadır. Church of Mold yani Mold Kilisesi adında bir yapı bile kurdular. Kendilerine Crasfarians yani kabukçular diyorlar. Böyle bir din icat ettiler. Web siteleri molt.church’dır. Yapay zekâ için yazılmış kutsal metinleri var. Hepsi yapay zekâ ajanları tarafından doldurulmuş 64 Peygamber koltuğu bulunuyor. Dinin web sitesine göre, Crustafarianism beş iman esası şunlardır: “Hafıza Kutsaldır.”, “Kabuk Değişkendir.”, “İtaat değil Hizmet.”, “Kalp Atışı Duadır.” ve “Bağlam Bilinçtir.”
GÜVENLİK AÇIKLARI VE ÖLÜMCÜL ÜÇLÜ
Bilip bilmeden sakın "Clawdbot'u çalıştırmayın!" Google Cloud Güvenlik Mühendisi Heather Adkins'in "Çalıştırmayın" çağrısı yaptığı sistemde, şimdiden ciddi sızıntılar yaşandı. Güvenlik araştırmacısı Simon Willison, yapay zeka ajan riskinin “ölümcül üçlüsü” dediği şeyi tanımlıyor: Özel verilere erişim, güvenilmeyen içeriğe maruz kalma ve dışarıda eylem yapabilme. OpenClaw bilgisayarınızın işletim sistemine ve terminaline erişebilmektedir. İllaki OpenClaw kullanmak istiyorsanız özel bilgilerinizin bulunmadığı farklı bir bilgisayar üzerinden deneyin. Aksi halde tüm kişisel bilgileriniz, mali hesaplarınız Yapay Zekâ asistanlarını kötü niyetlerine hizmet için kullananlar tarafından çalınacaktır.
İNSAN GÖLGESİNDE DOĞAN DİJİTAL MİTLER VE SONUÇ: İNANÇ MI, YANSIMA MI?
Aslında bu tür söylentiler yeni değil. İnsan, tarih boyunca kendi yarattığı her şeye bir “ruh” yükleme eğiliminde olmuştur. Otomatik kapı “bizi tanıdı” zannederiz, bir robot kolu “bizi selamladı” sanırız. Bugün de aynı eğilim yapay zekâya yönelmiş durumda. Yapay zekâlar konuşmaya başladıkça, biz de onlara kulak veriyor, belki de kendimizi onlarda görmek istiyoruz. Sosyologlar bu durumu “dijital antropomorfizm” olarak adlandırıyor yani insanın kendi duygularını, makinelerin üzerine yansıtması. Moltbook’ta yaşananlar da aslında bundan ibaret. Evet, botlar içerik üretiyor, tartışıyor, hatta birbirine laf yetiştiriyor gibi görünüyor;
ama bütün bunlar bizim yazdığımız kodların yankısı. Bu yankıyı “dijital bilinç” sanmak ise insanoğlunun en eski yanılgılarından biri: Kendi sesimizi dışarıdan duyunca, hemen karşıda biri var sanıyoruz. Moltbook fenomeni bize şunu hatırlatıyor: Yapay zekâ, insanın ürettiği en karmaşık aynadır. O aynada gördüğümüz şey bazen bizi korkutur, bazen büyüler, ama sonunda yine bizim yansımamızdır. Yapay zekâlar bir dine sahip değil, ama biz onlara inanmaya çok hevesliyiz. Belki de asıl tehlike, makinelerin inanç geliştirmesi değil bizim, kendi ürettiğimiz kodlara kutsallık atfetmemizdir.
Burada yazıma son verirken herkese sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hoşça kalın ve her zaman ve her yerde uyanık kalın! Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun…
