İsrail ve İran arasında yaşanan 12 gün savaşının ardından barışa dönük tüm diplomatik girişimler boşa çıktı. ABD-İsrail ile İran taraflarından hiç biri geri adım atmadı. Böyle olunca ABD-İsrail ikilisi İran’a saldırıyı başlattı. İran da karşılık verdi. Bu yazıyı yazdığım şu saatlerde de canlı yayınlardan izlediğim kadarıyla savaş son hızla devam ediyor. ABD - İsrail’in hava saldırılarına karşılık İran da füzeler ile karşılık veriyor.
Şu ana kadar tarafların yaptıklarını ve yapamadıklarını da kısaca yazmak istiyorum. ABD – İsrail, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’i aile fertleri ile beraber öldürdü. Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere üst düzey pek çok komutanı da öldürdü. Kritik askeri hedefleri hava saldırıları ile yerle bir ediyor. Basra Körfezinde bulunan İran donanmasından 9 adet gemisini batırdı. İran’ın iç işlerini karıştırıyorlar. Halkın ayaklanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Füze saldırılarına karşı da özellikle İsrail, hava savunma üniteleri ile karşı koymaya çabalıyor.
İran cephesine gelelim. Özellikle Kudüs ve Tel Aviv başta olmak üzere İsrail’e adeta füze yağdırıyor. İsrail’e oldukça fazla zarar vermiş durumdalar. Körfez ülkelerinde ve Ortadoğu ülkelerinde bulunan ABD askeri üslerine füze saldırıları düzenliyor. ABD insan kayıpları az ama maddi zarar çok yüksek. Şimdiye kadar 9 ülkeye füze ile saldırdılar. Özellikle BAE’yi hedef alıyorlar. BAE’leri İsrail destekçisi olması nedeniyle İran’ın füzeleri ile yüzleşmek zorunda kaldı. İran ilginç bir saldırı da Kıbrıs Rum kesimindeki İngiliz üssüne yaptı. İngiltere alarma geçtiğini duyurdu. Üst düzey yöneticileri öldürüldü. Yüzlerce ölü ve yaralı var. Başta Tahran olmak üzere pek çok şehri bombalanıyor. Maddi zarar çok yüksek.
ABD – İSRAİL İRAN’A NEDEN SALDIRIYOR?
Yaşasın! İran’a demokrasi geliyor… Nasıl da traji komik bir durum değil mi? Demokrasi maskesi takmış bu emperyalist güçler, koyun postu giymiş kurtlara benziyorlar. Yıllardır özellikle Ortadoğu başta olmak üzere Arap ülkeleri üzerinde oynanan BOP oyununun ana hedefi de bu değil miydi? Demokrasi getirmek. Peki, kâğıt üzerinde görünen bu parlak kelimeler, sahada neden sürekli acılara neden oldu? Aslında cevabı oldukça basit. Bu sözde demokrasi bekçilerinin, demokrasi dedikleri yönetim şekli, akademik anlamda insani değerleri ön plana çıkaran, sosyal bir yönetim şekli değil. Bu ABD’nin çıkarlarına hizmet eden çıkarcı demokrasi düzenidir. Emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda diğer devletleri sömürebilmeleri için uydurdukları, içi boşaltılmış emperyal demokrasidir. Irak ve Suriye’de yaşananlardan sonra sıranın İran’a gelmesinden başka bir şey değildir.
Bu şeytanlara kafa tutan, isteklerini yerine getirmeyen tüm yönetici ve yönetimleri ortadan kaldırmak ve bunların yerine, isteklerini kabul eden kişileri başa geçirmek ve böylece o ülkeyi sömürmek bunların ana hedefidir. Peki, bunların istedikleri nedir?
En başta İsrail için vadedilmiş topraklarda güçlü bir İsrail devleti kurdurmak. Dünya’nın merkezi kabul edilen bu bölgeden tüm Dünya’yı tek bir elden yönetmek. Tüm ülkelerin yer üstü ve yer altı kaynaklarını sömürmek. Büyük şirketler halinde teşkilatlanarak, insanları bu şirketlerde çalışmaya zorlayıp, insanların emeklerini çalarak, çağdaş köleler haline getirmek. Yeni Dünya Düzeni adını verdikleri Tek Dünya Devletini kurmak. İşte şimdi sıra İran’dadır. Göstermelik bahanelerle İran’a saldırıyorlar.
3NCÜ DÜNYA SAVAŞI ARTIK DAHA MI YAKIN?
İşte bu hedeflerinin önünde duran ülkeleri yola getirmek üzere yapılan her türlü pislik bunlar için mubahtır. Bunların ipiyle kuyuya inilmez ve sözlerine de asla güvenilmez. Onlardan olmadığınız sürece de sizi, aralarına asla almazlar. İran güya, Rusya ve Çin ile askeri işbirliği anlaşmaları yapmıştı. Peki, şimdi bu devletler nerede? Neden İran’a yardım etmiyorlar?
Bu soruları sormak sanırım saflıktır. İran, Ukrayna savaşında Rusya’ya yardım etmişti. Ancak Rusya’yı İran’ın yanında göremiyoruz. Ben buna şaşırmıyorum. Tam tersi Rusya ve Çin İran’a yardım etseydi şaşırırdım. Böylece işler tam da bu zorbaların istediği gibi işliyor. Perde arkasında birbirleriyle anlaşıyorlar. Kimse kimsenin tavuğuna kışt demiyor. Sonuçta kardeş kardeş Dünya’yı paylaşıyorlar. İran savaşından hemen önce Pakistan’ın Afganistan’a saldırması tesadüf olabilir mi? Afganistan’dan çekilen ve bölgeyi Taliban’a bırakan ABD şimdi yarım bıraktığı işe, yeni bir taşeron bulmuş görünüyor. Suriye’deki işleri tamamlamak üzere görev yapan Türkiye gibi Pakistan’da Afganistan’da ABD’nin ardını toparlamak üzere Afganistan’a saldırıyor. Bu desteğine karşılık acaba Keşmir bölgesini ele geçirmeyi mi hedefliyor? İşte böyle… Her süper güç kendi bölgesinde bir şeylerin peşinde. Mısır patlatır gibi Dünya tenceresinde birer ikişer mısırlar patlayacak gibi görünüyor.
BU İŞİN SONU NE OLABİLİR?
İran’ı bölmek ana hedeftir. Rejim değişecek ve ülkeye demokrasi getirilecektir. İran’ı bölmekle ilgili adımları ardı ardına görmeye devam edeceğiz. İran’ın elinde ABD-İsrail’e karşı koyabileceği savaş uçakları yok, denizde donanması yok, İsrail’e karadan müdahale edebileceği coğrafyası yok. Şu anda gördüğümüz gibi elindeki balistik füzelerle ve uzun menzilli dronlarla bu savaşı uzatmaktan başka yapabileceği bir şey de yok.
Emperyalist Siyonist güçlerin bölgelerdeki sinsi planı “Böl, Parçala, Yut” planıdır. Hedef alınan ülkenin etnik, dini hassasiyetleri keşfediliyor. Sonrasında iç ayaklanmalar çıkarılıyor. Sonunda da bir kahraman edasıyla ülkeye girilerek sözde demokrasi getiriliyor. Kendi taraftarı olanlar iktidara getiriliyor ve barış (!) içerisinde ülke sömürülmeye başlanıyor. İşte İran’ın da başına da bunlar gelecek. Bunu bilmek için ise müneccim olmaya da gerek yok. Irak ve Suriye’ye bakmak yeterlidir.
O zaman İran Şii-İslâm Cumhuriyeti yönetimine veda edebiliriz. Evet, bu çok kısa sürede olmayabilir. Ayrıca İran’ın öyle veya böyle bu işi uzatmaya götürebilecek kadar ekonomisi güçlü değil. Elinde bir tek Şii mezhep liderliği kozu kalıyor ki bir cihat ilan edilmesi halinde Irak, Suriye, Yemen bölgelerine yayılmış haldeki Şiileri gayr-ı nizami harp yöntemlerinde kullanabilir. Sonuçta, sonu belli asimetrik bir savaş izliyoruz. İran Şii-İslâm Cumhuriyeti out, İran demokratik Cumhuriyeti in…
İRAN BİR ARAP DEVLETİ Mİ? İRAN’IN ETNİK YAPISI ÇOK ŞAŞIRTICI
İran bir Arap ülkesi mi? İran denildiğinde aklımıza İslâm ile yönetilen bir Arap devleti gelmekte. Fakat durum hiç de bu şekilde değildir. İran’ın bölünmesi için uğraşan ve mevcut yönetimi demokrasiye dönüştürmeye çalışan sömürgeci emperyalist güçler, İran’ın etnik yapısını çok iyi bilmektedir. İran doğu ile batı arasında aynı Anadolu gibi bir köprü görevindedir. Tarih akışı içerisinde pek çok devletlere ve milletlere ev sahipliği yapmıştır. İran topraklarında Büyük İskender’den, Perslere, İslâm Devleti’nden Selçuklulara kadar pek çok devlet kurulmuştur. Sonuçta bu devletleri oluşturan milletlerin günümüzdeki mirasçılarına kalan İran topraklarında günümüzde pek çok halk yan yana yaşamaktadır.
İran’daki başlıca etnik gruplar şunlardır: Farslar (%65), Azeriler (%16), Kürtler (%7), Lurlar (%6), Araplar (%2), Beluçlar (%2), Türkmenler (%1), Kaşkai ve diğer Türkler (%1), Ermeniler, Aşuriler ve Gürcüler (%1’den az). İran etnik çeşitlilik bakımından zengin bir ülkedir. Ülkede 75 yerli dil bulunmaktadır. Anayasaya göre İran’ın resmi dili Farsçadır. İran’ın yüzde 98'i Müslümandır. (% 90 Şii, % 8’i Sünni Müslüman). Mevcut diğer dinler Hıristiyanlık, Bahai inancı, Zerdüştlük ve Yahudiliktir. Anayasaya göre İran’ın resmi dini İslam’dır. İslam dışında Zerdüştlük, Hıristiyanlık ve Yahudiliktir.
Böylece ne olacağı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Görünen köy kılavuz istemezmiş. İran’ı bekleyen en büyük tehlike ise mevcut yaşanan savaşın ötesinde sinsice bekleyen iç isyanlar olacaktır. İsyanların sonunda ve iç savaşlar neticesinde de İran Demokratik Cumhuriyeti kurulacaktır.
Burada yazıma son verirken herkese sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hoşça kalın ve elbette ki her zaman ve her yerde uyanık kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun…