Kudret Uğurlu EMİNSOY

Tarih: 30.01.2026 09:12

Bir Şampiyonluk, Binlerce Yürek: Tractor’un Zaferi ve O’nun Türklere Armağanı

Facebook Twitter Linked-in

İran Körfez Pro Ligi tarihinde bir ilki yazdı Tractor SC (eski adıyla Tractor Sazi). Tebriz’in bağrından kopup gelen bu Kızıl Kurtlar, 2024-25 sezonunda futbol ligi şampiyonluğunu kazandılar. Sahada alınan zafer yalnızca bir futbol başarısı değil; dillerde, yürekte ve coğrafyanın dört bir yanında bir kültürün, bir kimliğin zaferi oldu. 

Bu zaferin beni en çok etkileyen tarafı, maçı yaşayan milyonların sahadaki futbolcu ve tribünlerdeki taraftardan çok daha derin bir bağ kurmasıydı. Maçın coşkusunda hepimizin yüreğini titreten o an geldi: “Ne mutlu Türküm diyene!” nidalarıyla dalgalanan Türk bayrakları… Bir tribün sadakati değil, asırlık irfanın, mensubiyetin, ortak bir tarihin yankısıydı bu. Kalbimizin bir köşesinde sakladığımız hasretin sesi…

Bir futbol maçında bazen sadece bir gol değil, bir kimlik selamı duyarsınız. Tıpkı aziz ecdadımız Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da haykırdığı gibi… “Ben buradayım, ben bir Türk’üm” diyenlerin sesi sahada yankılandı o gün: vatanın dört bir köşesinde, bağrı yanık Anadolu yurt severlerinin kulaklarında çınladı.

Tractor’un zaferinin anlamı sadece bir lig kupası değildir. Bu zafer, Türk dünyasının bir bağını, aynı dili, aynı kültürü ve aynı tarihi hissedişini sahaya yansıtmıştır. Bu duygular, bizlere yalnızca futbolda başarı değil, asalet, birlik, kardeşlik ve millî ruh hediye etmiştir. O salonlarda atılan tezahürat, bir marş değil; bir nevbet-i sadâ (1) bir coşku seli, bir insanlık haykırışıdır.

Ne mutlu Türküm diyene!” sözcükleri sadece bir tezahürat değil; Türk dünyasının sarsılmaz inancının, asla sönmeyen meşalesinin ifadesidir. Tıpkı Sakarya’nın serin sularında yansıyıp ufka uzanan gün ışığı gibi…

Ve bu zaferle Tractor, yalnızca bir lig kupasını değil; yüreğimizdeki imanı, birliğimizi, ortak tarihimize olan bağlılığımızı tekrar tescil etmiştir.

İşte bu yüzden bugün, bu zafer futbol sahalarının ötesine geçti. Bir dalga gibi yayıldı coğrafyamızda; gönüllere nakşoldu, dillere destan oldu.

Elbette ki bu günlerde savaş savaş diye çığırtkanlık yapan kargalara da bu haykırışlar kapak olsun. Türk Dünyası üzerinden senaryolar yazan ahmaklar iyi düşünsünler diye yazıyorum sonra sadece avcunuzu yalarsınız. Şimdilerde İran dediğiniz yerlerin vaktiyle Selçuklu Türklerinin yurdu olduğunu aklınızdan çıkartmayın. İran’da yaşayan 35 milyon Türk’ü göz ardı etmeyesiniz. Biz Türkler barışı severiz ve savaşı başlatmayız ama sakın ama sakın unutmayın! Biz bitti demeden de savaş asla bitmez. Mete’den Atilla’ya, Alpaslan’dan Fatih’e, Yavuz’dan Atatürk’e binlerce yıldır yalın kılıç sadece Allahu Teâlâ’nın emrinde tarih yazan yüce Türk Milleti olan bizler, sadece Cenab-ı Hakk’ın görev vermesini beklemekteyiz. 

Bu duygularla bir kez daha haykırıyoruz:

Ne mutlu Türküm diyene!
Ne mutlu birlikte atan yüreklere!

(1) “Nevbet-i sadâ” Osmanlıca kökenli, çok derin anlamı olan bir ifadedir.
Kelime kelime açalım:

“Nevbet”: Aslında “nöbet” kelimesinin eski halidir. Osmanlı döneminde mehter takımlarının belirli vakitlerde çaldığı marşlara da “nevbet vurmak” denirdi. Bu, bir yandan askerî disiplinin, diğer yandan da devletin kudretinin sembolüydü.

“Sadâ” ise “ses, yankı, nida” demektir.

Yani “nevbet-i sadâ”, mecaz olarak “yürekten gelen, kudretli bir sesleniş”, “milletin ruhundan yükselen gür ses” anlamına gelir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —