Kudret Uğurlu EMİNSOY

Tarih: 21.01.2026 09:01

SİLAHLANMA YARIŞI NEYİN HABERCİSİ? DÜNYA NEREYE GİDİYOR?

Facebook Twitter Linked-in

Dünya son hızla silahlanma yarışına girmiş durumda. Günümüzdeki savaşlar Birleşmiş Milletlere olan güveni sarsmıştır. Böylece her devlet hem bölgesel hem de olası bir global savaş tehdidine karşın askeri güçlerini arttırma çabası içerisindedir. Ülkesini koruma isteği elbette ki her devlet için meşru bir haktır. Ancak insanlık adına harcanması gereken paraların, insanları katletmek uğruna harcanması ise insanlık için tam bir fiyaskodur. Sosyal haklar, eğitim, sağlık, yaşam ihtiyaçlarını kolaylaştırıcı teknoloji, enerji, tarım, hayvancılık gibi temel ihtiyaçların temini yönünde sarf edilmesi gereken gelirin askeri alanlarda çar çur edilmesi insanlığın içler acısı halini gözler önüne sermektedir. 

Bu sözlerimin barış yanlısı olduğunu ve sadece insanlık adına gerçeklerden uzak bir temenni olduğunun ben de bilincindeyim. Fakat yine de insanlardan umudumu kesmek istemiyorum. Belki bir gün insan olmanın birbirini öldürmek olmadığının farkına varacağız. Gerçek kahramanlığın savaşlarda kazanmak olmadığını ve öldürmek değil de yaşatmak olduğunu anlayacağız.

Tüm hayallerden öte düşünürsek silahlanma gayretinin bizleri bölgesel ve hatta Dünya çapında nice savaşlara doğru sürüklediğini görebiliriz. Dünya maalesef ki savaşlara doğru gidiyor. Halâ devam eden savaşlar da bitecek gibi görünmüyor. 

SİLAHLANMAYA İTEN SEBEPLER NELERDİR?

BM daimi temsilcileri olan 5 sözde büyük ülkeler, birbirleriyle anlaşmalar yaparak istedikleri ülkelere savaş açıp o ülkelerde at koşturuyor. İstedikleri ülkelerde iç karışıklıklar çıkartabiliyor. İstedikleri ülkeleri birbirlerine karşı kışkırtıp savaştırabiliyor. Bu sözde büyük ülkelerin böylesine vurdumduymaz yaklaşımları da diğer ülkeleri “Acaba sıradaki ben miyim?” diyerek olası savaş hazırlığına yönlendiriyor. Birbirlerine düşman gibi görünseler de ABD ve Rusya’nın ne şimdi ne de tarihte birbirleriyle savaşmadıklarını görüyoruz. İngiltere ve Fransa’nın yaptıkları zaten saklanır gibi değil. Özellikle Afrika’da ektikleri kötülük tohumları günümüzde yeşermektedir. Çin ise Asya’yı karıştırmak için tüm gücüyle çalışmaktadır.

ABD’NİN VENEZUELA’YA SALDIRISI VE GELECEKTE OLASI SAVAŞLAR 

ABD uyuşturucu ve göçmen sorunlarının sorumlusunu Venezuela olarak belirledi. Göstere göstere Venezuela’ya saldırdı. Devlet Başkanı Maduro’yu şaşılacak bir operasyonla kaçırdı. Dünya ilerlemesi gerekirken adeta Orta Çağa geri döndü. Artık güçlü devletler istediklerini yapmayan her ülkeye saldırabilecek bir ortama kavuştular. Elbette ki uyuşturucu meselesi göstermelik bir sebeptir. Çin son yıllarda Güney Amerika ülkeleri arasında ticari boyutta yayılmaya devam ediyor. Özellikle Venezuela üzerinden petrol anlaşmaları yapıldı. Rusya ise Venezuela ile sözde müttefik idiler. İşte ABD, Çin ve Rusya’nın kendi arka mahallesinde at koşturmasına razı gelmedi. Venezuela günah keçisi seçildi ve tüm Dünya’ya uyarı mesajı niteliğinde bombalandı. Bu arada Çin’in Venezuela yetkililerini bu saldırıdan haberdar ettiği bilgisi de meydana düşen ayrı bir haber bombasıdır. Böylece Güney Amerika ülkeleri diken üstünde duruyor ve sessiz kalıyor.

Avrupa Birliği ve İngiltere ABD’yi ayakta alkışladılar. Bunlara Danimarka’da dâhildi. Fakat ne oldu? ABD, Danimarka’dan Grönland Adasını resmen istedi. Danimarka Başkanı ise çok manidar bir laf etti: “Ama bu hukuksuz…” Şaşırdım mı? Hayır. Sen ABD’yi ayakta alkışlarsan elbette sıra sana da gelir, değil mi? Bu isteğin anlamı ise kesin ve net söylüyorum, enerji ihtiyaçlarıdır. Çin’in de Tayvan’a saldırmak için gün saydığını söylersek sanırım yanılmamış oluruz. Sözde süper güçler, kurulmaya çalışılan “Yeni Dünya Düzenindeki” konumlarının derdindeler ve güç dengesini sağlamaya çalışmaktalar. Filler tepişirse ne olurmuş? Olan farelere olurmuş. 

Gözümüzü Ortadoğu’ya çevirdiğimiz de ise İsrail’in ABD’nin gayr-ı meşru çocuğu olarak Ortadoğu’da kabadayılık yapmakta olduğunu görüyoruz. Suriye’de Kürt gruplar, Süveyda’daki Dürziler, bazı satılmış Arap gruplar İsrail tarafından kullanılmaktadır. Her biri kendi ortak çıkarları adına küçük etnik ve dini grupları kışkırtarak bölgesel kaos meydana getirmektedir. Bölgede Sünni ve Şii çatışmaları körüklenmektedir. Suriye 5 bölgeye bölünmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin Suriye toprak bütünlüğünden yana olan tavrı bu emellerine ulaşmalarına mani olmaktadır. 

SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELER VE KORKUTAN GERİLİM

Fırat’ın doğusunda bulunan Kürt kökenli Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ye ait sözde 3 adet ordu bulunmaktadır. Bunların toplamda 100 bin askeri olduğu iddia edilmektedir. Gerçekte bu kadar asker yoktur. Tahmini 30 bin civarındadır. Irak’ta silah bırakması gereken PKK ise anlaşmalara aykırı davranarak yetişmiş elemanlarını Suriye’deki SDG’ye katılmaya yollamıştır. Türkiye ise bu birliklerin dağıtılarak Suriye merkez ordusuna entegre edilmesini istemektedir. Hatta SDG lideri Mazlum Abdi ya da Mazlum Kobani (Asıl adı Ferhat Abdi Şahin) ile eskiden HTŞ lideri olan şimdi ise Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakatta Kürt unsurların Suriye merkez ordusuna entegre edilmesine karar verilmişti. Anlaşma kapsamında SDG güçleri Suriye ordusu bünyesinde yeni bir askeri yapılanmaya gidecekti. Bu çerçevede, toplam üç tümen ve üç tugaydan oluşan bir yapı üzerinde uzlaşıya varıldığı belirtildi. Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) ise entegrasyon sürecinde kendine özgü yapısını koruyarak özel bir tugay bünyesinde yer alacağı ifade edildi. Ayrıca sınır güvenliğini sağlamak amacıyla bir “Sınır Koruma Tugayı” ile terörle mücadele operasyonları için ayrı bir “Terörle Mücadele Tugayı” kurulmasının da anlaşmanın parçası olduğu aktarıldı. Zaman içinde ise işlemlerin halli için geçiş süreci uzatıldı ve 31 Aralık tarihi kararlaştırıldı.

Ne yazık ki şimdiye kadar bir arpa boyu mesafe gidilemedi. Bunun yerine sınır bölgesine betonarme tüneller inşa edildi. Kısaca savaş hazırlıkları yapıldı. Türkiye de son uyarısını en üst düzeyden yaparak artık gerekirse büyük çaplı bir operasyonun başlayacağına işaret etti. Böylece Kuzeyden Türkiye ve güneyden de Suriye Merkez ordusu ve diğer bağımsız Arap birlikleri Fırat doğusuna operasyon hazırlıklarını tamamladı. Olurda bir operasyon olursa ve İsrail de güneyden bu işe burnunu sokarsa ayıklayın o zaman pirincin taşını. Allah sonumuzu hayreylesin. Allah Türk ordusunu korusun ve muzaffer kılsın.

SURİYE ORDUSU’DAN BEKLENEN OPERASYON VE SONUÇLARI

SDG kendisinden beklenen entegrasyonu başlatmayıp Fırat’ın doğusuna çekilmeyince ve üstüne üstlük ellerinde tuttukları barajı kullanarak su tehdidinde bulununca Suriye Ordusu operasyona başladı. Önce Halep’ten PYD temizlendi. Ardından da sırasıyla Deyri Hafir, Meskene, Deyrizor ve Rakka ele geçirildi. Tüm PYD birlikleri ciddi bir karşı koyma gerçekleştiremeden Fırat’ın doğusuna sürüldüler. En nihayette de ateşkes istediler ve geçici bir anlaşma yapıldı. Elbette ki şaşırmamak elde değil. Madem çekilecektin ve gücün bu kadardı ne diye bu kadar yıkıma ve o kadar kişinin ölümüne sebep oldun? Yine de bu kadar kolay olması bizleri sevindirdi. Sonuç olarak Suriye’de Türkiye’nin istediği ülke bütünlüğü korunmuş oldu. Şimdi ise bölgedeki artıkların temizlenmesi ve SDG’nin barış şartlarına uyması beklenmektedir. 

Barış dolu, huzur dolu bir Dünya’da kardeşçe yaşamak umuduyla herkese sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hoşça kalın ve elbette ki her zaman ve her yerde UYANIK kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —